BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

3 Temmuz 2009 Cuma

"De Ki İşte" Kitabından...

yaşamda kimse paylaşmayacak -- paylaşamayacak
senin tutkularını : onları, hep, yaşayıp yaşayıp,
unutacaksın.

yalnız, yaşayacaksın;
yalnız yaşayacaksın...

Oruç Aruoba

Eski Bahçe Eski Sevgi

iki motosiklet de durdu.
bir daha onlarla karşılaşmayacaktı.
ve ona yazacağı her şeyi yazmıştı.
duvara yaslandı.
lokantaya daldı doğruca,
yeryüzünün her yönünden gelen kalabalık çarpıyordu yüzüne,
hepsi canlı,
yolculuklarının devamını konuşup gülüşüyorlar.
o motosikleri ile yokuşu çıkıyor
başında yeşil beresi var.
kırmızı dudakları aralık.
gözlerini yavaş yavaş uzağa kaldırıyor.
ağaçlar ve bir göl.
ardından birdenbire yükselen dağlar.
geri çekiyor bakışlarını
göl durgun,derin,mavi
uzaklara göle doğru, dağlara doğru.
aynı yabancı kentte yeniden buluşmak
hiçbir şey düşündürmüyor ve anımsatmıyor...

YAZI KİLERİ.../...Hakan Günday'dan Seçmeler

ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı.kimsenin onları çözecek kadar tırnakları yok.Bense coktan vazgectim tirnaklarimi uzatmaktan.Kendimi bilmeyi biraktim.ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay.yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya.Ve sorusu olmayan bir yanit gibi de gidiyorum."KİNYAS VE KAYRA"

-------

...Sen loş oldun.Bazen aydınlandığını,bazende karardığını sandın.Ancak hangisinin sen olduğuna asla karar veremedin.Ne kötüsün ne de iyi.Herşeyi düşünebilir,herşeyi hayal edebili,ancak seçtiklerini gerçekleştirebilirsin.Düşünce şeytandan,davranış tanrıdandır.Hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır."AZİL"

-------

...hayat seni oyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savasirken ve nefret ettiklerinle sevisirken bulursun. uzulursun,pisman olursun. sonra biraz zaman gecer ve tersinin bu dunyada islemedigini anlarsin."PİÇ"

-------

YAZI KİLERİ../...Tezer Özlü'den Seçmeler

Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.
Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kurumlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, diriltiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanına ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.
----------

Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku… Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez,kahvelere otur- artık hiçbir yerdesin.

---------

yolculuk ilginçtir. yaşamın sürekliliği içinde, başlı başına kesitler oluştururlar. dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir. insanlardan geçilir. irmaklar görülür. insanlar görülür. kalabalık ya da bomboş istasyonlar belirir. sonra herhangi bir ormanla karşılaşırsın. belki birkaç gün önce geçtiğin bir orman. bir kent.yol kıyısında bir başına bir çocuk durur....çocuk, kendini bürüyen yalnızlığın, boşluğun bilincinde değildir. ve diğer dünyaların. her insanın oluşturduğu bir bütün dünyanın. sonra yol ilerler. dünyalara açılan yeni yaşamlardır yolculuklar.”Yaşamın ucunda yolculuk yapanların öteye geçmek için okuması gereken derinlemesine bir kitap..

Sözler Değil,EYLEM

gizlice en cok korkulan hep gerceklesir sonunda..yaziyorum:
Ey sen,aci!peki ya sonra?
Butun gerekli olan biraz cesaret.
Aci ne kadar ortaya cikar ve kesinlesirse;
yasama icgudusu o kadar agir basiyor ve intihar dusuncesi zayifliyor.
Kolay sanmistim ilk dusundugumde..
Zayif,karaktersiz kadinlar yapmisti bu isi.
Alcak gonulluluk istiyor;
kendini begenmislik degil!!
Tiksiniyorum butun bunlardan.
Sozler degil.eylem.
ARTIK YAZMAYACAGIM.

Pavese

YAZI KİLERİ../...mastürbatörler ve insanlar üzerine bir garip deneme

Ah şu insanoğlu…
Böbürlenmeyi ne çok sever,
Tıpkı devekuşunun başını kuma gömmesi gibi bir güce taparak zavallı olmadığını varsayan başını kuma (güce) gömünce her şeyi unutan, zavallı, düşünmeyen insan ki buna biyolojide hayvan dendiğini hepimiz biliyoruz.Hepiniz becerikli yalanlar uyduruyorsunuz kendinize benim acım senin acından büyük serzenişi bile farkında olmadan güç istencini güce taptığınızı ortaya koymuyor mu? gücü sınıflandırmıyorum kiminiz için güçsüzlük bile bir güç ki bunu çok iyi beceren kadınlar tanıdım…
İnsan insanın aynasıdır ama aynalarınız yalan söylüyor. Hayır sandığınız gibi kimse sizi sevmiyor seviyormuş gibi davranıyorlar hepsi bu… Çünkü güç istençleri sizi sevmesini emrediyor, çünkü hepiniz yalnızlığa katlanamayacak kadar çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz ama bildiklerinizin hepsi, sonbaharda rüzgarın geçen günlerden kalma üç beş eski yaprağı sürüklemesinden başka bir şey değil. Bir daha asla kendi bütünlüğü içerisinde hatırlayamayacağınız milyonlarca parçadan oluşan puzzleın her bir parçası, kendi bütünlüğü dışında da hiçbir anlamı olmayan milyonlarca minnacık parça bu yüzden kafanız Pazar yeri gibi… becerikli becerikli her şeyi bildiğinizi düşünüp bunalımlar geçiriyorsunuz . dahası siz küçük dereler denizi yargılamaya kalkıyorsunuz…Nietzsche ile cevaplamak istiyorum sizleri ‘’Daha kendinizi aramamışken beni buldunuz. Böyledir tüm inananlar; inancın değeri azdır bu yüzden şimdi size beni yitirmenizi, kendinizi bulmanızı buyuruyorum; beni yadsıdığınız gün, ancak o gün geri döneceğim sizlere."
Bana tek yönlü bakma deme hakkını kendinde gören herkes (ki hep şunu söylerim ‘’asla tek bi yol yoktur’’) beni neyle yargılıyorsunuz. Geçen günden kalma üç beş eski yaprakla mı? Sizi ciddiye almıyorum, en azından bu konuda ciddiye almıyorum sizi çünkü aslan yediğinden mamüldür… ‘’Sizin için de bir ışık ister misiniz siz en gizli olanlar, en güçlüler, en korkusuzlar, en yarıgecemsiler? Bu dünya güce yönelik iradedir. Bunun dışında hiçbir şey değildir. Bizzat siz de güce yönelik olan bu iradesiniz. Bunun dışında hiçbir şey değilsiniz!’’ der Nietzsche…Güç İstenci, kendi eytişimi gereği, istenç filan değil ama güçsüz olanın itkisidir. Güç İstenci özgür istenç değildir; tersine, güdüsü bilinçsizdir, tam olarak Sigmund Freud’un üst-ben dediği bilinçsiz bir saldırganlık eğilimidir. Bir istenç değil ama denetlenemeyen bir tutkudur, us açısından salt bir kölelik anlatımıdır, dışsal bir güce bağımlılığın ele verilişidir. Ve us tutkuya boyun eğer: Tüm değerleri değersizleştirilen mantık özgür istenci de değersizleştirir, yok eder. Bu yüzden hepiniz büyük şair ve yazarları sever ama en nihayetinde bir maçonun kollarında söndürürsünüz ateşinizi. Tıpkı Salome gibi.
Bu da demek oluyor ki güç istenci içerisinde olan herkes ama herkes aslında göründüğünün aksine güçsüz ve zavallı sizler de sizleri alkışlayarak mastürbasyonlarınıza yardım ediyorsunuz çünkü sizlerde güç istenci içersindesiniz, farkında olun yada olmayın id yani ilkel benliğinizde var olan şey kırıntıları yüzünden bu durum sizi de doyuma ulaştırıyor. Diğer bir deyişle bu durum çıkarlarınızın kesişmesi ve karşılıklı doyum… Kadınların bu noktada otur lan kalk lan yemek lan diyebilen hemcinslerimizin kollarında son bulacak aşk arayışları ne komik ne dramatik değil mi? Eninde sonunda ortak çıkarlar etrafında birleşeceksiniz ve hepinizi yöneten yine ilkel benlik yine süper egolarınız ve ilkel dürtülerinizle Benden farklısınız…
Kadın erkek ayrımı yapmayı sevmiyorum ama birde şu Salome meselesi var herkese mavi boncuk dağıtıp kendi kültürel evriminden başka hiçbir şeyi düşünmeyen önemsemeyen bir kadın…Nietzsche’ye, Rilke’ye, Freud’a mavi boncuklar dağıtıp bencilce sömüren, Viktor Tausk’un intiharına yol açmış ki çok trajik bi intihar yöntemi seçmiştir Tausk;Boynunda ip olduğu halde elinde tabancası vardır ve boğulmak üzereyken ağzının içine kurşun sıkmıştır. İntihar düşüncesini oluşturan durum Freud’un Tausk’a öğreniminde yaptığı yardımlar ve sonrasında Salome ile Tausk’un yakınlaşması sonucu Freud’un yardımları kesmesi ve de Freud’u kaybetmemek için Tausk’u yok sayan bir Salome.Başka bir deyişle etinden sütünden derisinden faydalandığı bir hayvanı eti sütü kalmayınca(ki bu konuda da göreceliliğe inanıyorum bi nehirin denizi anlaması beklenemez…) mezbahaya gönderen ve ben seni sadece sütün ve etin için seviyordum diyen Salome ve pandora yine 700 yıllık serüveninde!!! diğer taraftan bu halen tartışılsada sağlığında hiç ağlamayan Nietzsche rahatsızlığı sonrası göz yaşlarına boğulduğunda ariadne diye haykırmıştır. Gerhard Hauptmann, sosyalist önderlerden Georg Ladebour, rejisör Max Reinhard, yazar Arthur Schnitzler, Hugo von Hofmannsthal, filozof Paul Rée, Münihli yazar Wedekind, Feminist Helena Stöcker, araştırmacı Frieda von Bülow, Marie von Ebner-Eschenbach da Salomenin sömürüsünden ve güç istencinden nasiplerini almış diğer insanlardır. ve nihayet 40 lı yaşlarda Salome de aşka kendini teslim edip Rilke ile birlikte yaşamaya başlamıştır. yani çarketmiştir. İlk birlikte olduğu erkek kaynaklara göre Rilke olsa da Salomenin Nietzsche ile ve de Freud ile uzun süreler baş başa kaldığını bazı kaynaklar söylüyor. Yukarıdaki örneği neden mi verdim; Aslında hepinizin istemi masum hepiniz huzur istiyorsunuz ama huzursuzluk için elinizden geleni yapıyorsunuz. Hepiniz aşk istiyorsunuz ama ilkel benliğinizin içerisindeki güç istenci yüzünden beyniniz kalbinize söz hakkı bırakmıyor. Hepiniz güzel şeyler istiyorsunuz ama ilkel benliğinize hükmedememenizden kaynaklanan şeyler olgusu yüzünden, bunun nasıl olacağı hakkında en küçük bir fikriniz bile yok, hepiniz özgürlük istiyorsunuz ama eninde sonunda sırf içinizdeki karmaşadan kurtulmak için yönetilmeyi seçeceksiniz. Yaşasın ilahi komedya !! yinede güç istencinden kastım en olmadığına göre sırf entellektüel diye ki o da entelektüel güce taptığınızı gösteren bir olgu. bir erkeğe/kadına 4 yıl katlanabilirsiniz. En çok katlananınız Salome 4 yıl katlanabilmiş Rilke’nin melankolisine ve sonrasında bir maçonun kollarına bırakıvermiştir kendisini. Bilmeyenler için not blogumdaki kör kadının söyleşisi Rilke’ye aittir.Sonuç olarak hepiniz her şeyin en iyisini istiyorsunuz ama (ki bir düşünür bir cümle ama ile tamamlanmışsa amadan önceki her şeyi bir kenara atabilirsiniz der) kendinizi bile tanımıyorsunuz. Fakat yine de en güzel araba sizin en güzel sevgili sizinki en uzağa işeyen sizlersiniz en iyi yazıları sizler yazıyorsunuz en büyük şair sizsiniz, en bir her şey olmak istiyorsunuz ve bunun için her şeyi yapmaktan çekinmiyorsunuz. Ne trajedi ama…Şimdi dönüp aynaya bir kez daha bakın; Gregor Samsa sizin yüzünüzden böcek olarak uyandı, Nietzsche sizin yüzünüzden delirdi, ihtiyar adamın balığını tırtıklayan sizlersiniz, Pavesse sizin yüzünüzden yazmayı bıraktı sizin yüzünüzden öldü, saymakla bitiremeyeceğim kadar çok, katili olduğunuz insanlar Sait Faik, Orhan Veli, Oğuz Atay ve daha binlercesi bunlar tarihtekiler peki ya şimdi kanına girdiğiniz şu anda bir köşede kimsenin tanımadığı bilmediği, acı çeken insanlar…Schopenhaure’un da vurguladığı şu doğu inanışı dünya çok güçlü ve kör biri tarafından yönetilmektedir inancı, yüzünden bir kez daha soruyorum kör ve çok güçlümü olmak istiyorsunuz…yoksa bütün amacınız şu mu;İlkel benliğinde dişi en güçlü erkekten döl almayı ister erkekte mümkün olduğu kadar çok dişiyi döllemeyi…bütün yazılarınızın arkasında bütün o sevimliliğinizin arkasında,kibarlığınızın maskelerinizin makyajlarınızın ve her şeyinizin arkasında bu olmasın sakın!!! Ha ha…

Şimdi kanlı ellerinizi ovuşturarak aynaya bir kez daha bakın.

Siz mi büyüksünüz aynamı sizi büyük gösteriyor.

Senbilim

YAZI KİLERİ../...y.o

Bazı insanların varlıkla yokluk , ölümle yaşam arasındaki milimetrelik kulvarda yürüyüşlerine tanıklık ediyorum son zamanlarda. Yaşasalar olmuyor, yaşamasalar olmuyor; yazla kış arasında sıkışmış sonbahar gibiler. İyiyle kötüyü aynı ekmeğin parçasında yaşıyorlar… “Var” deseniz “yok”lar “yok” deseniz “var” gibiler. Sanki Leonardo da Vinci tablosundalar. Fakat her şeye rağmen yine de Dostoyevski’nin “kendi idam Sahnesi”nden çıkmış gibiler; ölümcül yaşıyorlar ama hayata yeni başlamış gibiler. Tıpkı Dostoyevski…Ünlü yazar çar’ın baskı döneminde arkadaşlarıyla bir grup kurmuştu. Yakalandığında 28 yaşındaydı ve idam isteğiyle yargılandı. Mahkemenin sonucunu beklerken hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne okundu. Ve papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı bir direğe bağlanıp müfreze karşısına geçirildiğinde ölümün soğuk nefesini hissetti.. “Ateş” komutunu beklerken, bir anda her şey değişti ve gerçek karar okundu kendisine. Çünkü mahkeme aslında 8 yıl hapis cezası vermiş. Çar bunu dört yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı. Dostoyevski böylece ilk kez “ölüm”le tanıştı fakat bu oyunda asıl keşfettiği şey “yaşam” dı. Stefan Zweig’in anlattığına göre, ünlü yazar 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı: yaşama sevinci…
Bu tür durumları en iyi anlatan cümlenin Nietzsche’ye ait olduğu söylenir: “Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar”.
İşte böyle bir şeydir ki, benim son zamanlarda tanıdığım insanlar da hayatın penceresindeler. Ve tıpkı Leonardo da Vinci ‘nin “son akşam yemeği” nde gibiler. Paulo Coelho,nun anlattığına göre hikaye şöyledir:“Leonardo da Vinci “son akşam yemeği” isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı… ‘iyi’yi İsa’nın bedeninde, ‘kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı… Resmi yarım bırakıp bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti. Sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan üç yıl geçti. ‘son akşam yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı…Ünlü ressamın çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için sıkıştırmaya başladı. Bunu üzerine da Vinci günlerce aradıktan sonra ‘vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam’ buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Adam yaşadıklarını anlatıyordu, Leonardo da Vinci adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resmediyordu… Ünlü ressam işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve da Vinci’nin yaptığı muhteşem duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle ‘ Ben bu resmi daha önce gördüm’ dedi. ‘ Ne zaman ?’ diye sordu Leonardo da Vinci, şaşırmıştı. Adam ‘üç yıl önce’ dedi ve devam etti: elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı ve bir gün bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzer davet etmişti…”Yani hayat, bazen böyle bir şeydir. Ne yaparsak yapalım, aslında hepimiz Leonarda da Vinci’nin “iyi ve kötü”yü resmettiği tablosunun birer potansiyel modeliyiz. Bizi bu tip “model” olmaktan kurtaracak tek şey, herkesin aslında bu potansiyele sahip olduğunu bilmek ve hiç unutmamaktır.
Yusuf Okçi