Kırmızı bir kiremit bu yalnızlık
Saçakları buz çığlıklı asmalar yalnızlığı
Ne zaman gelseler ben ordayım
Kalabalık kaçkını eski eflâtun
Zaman süzüyor ellerin bekliyorsun.
Eskimek, yazgılar günlüğü
Kurşun gölgeli anılarda
Bir pencere açar şehir, bakarsın
Aşk saçılır etrafa kanarsın, aldanmalarda
Bir eski terzi diker gri hüzünlerini giyersin.
Gül düştüğünde ateşe
Senin şarabın yol seyyahı sefil keder
Acının teninde şimdi bir sonbaharsın
Akarsın, kendinden başka yalnız kendine
Yollar bekliyor seni ve akarsın kendi sularınca.
Seni hep sende susturdular
Sen hep akşam rengi konuştun sakladıklarına
Gebeydi saat sarkaçları, zaman bir salkım hüzün
Alnı aşk lekeli düşükler yaptı çocukluğun
Ertelediğin çiçekler solar, kırılırsın dallarınca.
Senin yırtılmış düşlerinle yola çıkmak
Üşümeyi göze almak yaz rengi rastlantılarda
Bilmezsin, yokluğun gölgesini göster desem sana
Hazır mısın? Beyaz kuşanmış ürpertili anılara
Geçer gidersin, sığırcıklar konar kış yalnızlığı ağaçlarına.
Latif KÖYBAŞ
23 Kasım 2009 Pazartesi
ESKİ EFLÂTUN
ÖLMEMEKTEN ÖLMEK
Gözkapaklarımın üzerinde ayakta duruyor
Ve saçları saçlarımın içinde
Biçimi ellerimin biçiminde
Gözlerinin rengi gözlerimin renginde
Gölgemde yitip gidiyor
Tıpkı bir taş gibi gökyüzünde.
Gözleri var her zaman açık
Ve bir an olsun uyutmaz beni.
Düşleri var apaydınlık
Güneşler buharlaştıran
Güldürür, ağlatır beni ve güldürür
Konuşturur beni söyletmeksizin tek bir söz.
Şiirler:PAUL ELUARD
Çevirisi: Özdemir İnce
Kendime kırgınım (II)
gözlerime bakmak istemiyorum
Bunca zamandır hiç hesapsız dağılıp yeşerdiğim, yaşam estirdiğim, hayat savurduğum !!?
Her bir karanlık kıvrımında
Hep dipte kıvılcım yaktım
hüzünlere kutlama stratejisi
taşıdım en dikenli haçlarımı, umut omuzlarıma
hançere karşı merhem idi ekonomim
arınmaya; aydınlıktan leke söker göğe tırmanırdım
Özümden tanrıça toparlardım arka sokakların batık sularında
Sahip çıkmaya kararlıydım ; meta pazarlarından hiçlik toplamaya
Sahip çıkmalıydım yaşama
Zirve değildir miraç
işte ta burada, karanlığın zifiri göbeğinde…şakı
“haydi hadi yüreğime gayret…..”
iktidarı zulümse topraklarımda
Baharlar biriktiririm damarlarıma
Bu gün değilse elbet bir gün
her an başlar hep yeniden
Kime tehlikeliyim, nedir güven?
Yaşam kıpırdadı duyumsadı nöronum;
ki
“ey yaşamın her suretinde baki kalan
Sen benim cilalanmış yüzümsün şimdi
Kim ki baka suretine o kala kendi siretine”
her biçimde kavrarım seni
uçuşsan irtifa, düşüşsen kanadım
Kara vadiysen, kardelenim
Rüzgarsan, güzerim
Duyumsan seslenişim
Şamansan doğanın erki
Tuzaksan avlananım
Ve sorunsan yanıtım
Sen mevsim ben erguvan
ben zulüm sen isyan
Sen düş ben betim
ben ibadet sen inanç
sen seçersen ben eyleyenim
Efsane Hoşbaht
Adem-Havva dosyasından
5 Kasım 2009 Perşembe
Sular Sonelere Saklanmasaydı
Ben böyle yurtsuz olmasaydım
Böyle hırlı
Limanlara yakın pansiyonlarda
Herşey dahil bir susa kalınmasaydı
Endişeli bakan orospular lülesinden öpülüp
Maviye boyanmasaydı
Bir denizin paçası kaç payından açılıp
Sular sonelere saklanmasaydı
Lavları lağımlara akan aşkların sözleri
Kurnalarda kırklanmazdı
Bir kaktüse bile bakamayan çocuklar
Sevgili olmayı ummazdı o zaman
O zaman bir *acı tan
Kekeme ve göçebe
Bir anıyı şüpheye düşürüp
Şaşırtır gibi olmazdı
Ay vakitlerinde
Ama gettolarda karantina ilanları duvarlara
Asılmazdı değil mi
Kerhanelerde örneğin
Bir dudağın bir dudağa büyük gelmesi
Fiyattan düşülmezdi
*Kanserden ölününce bir daha ki seneye
Yolcu da geçilmezdi
Unutmuşum
Kopçası bir atlanıp
Bir bağlanan korsenin hayata bol geldiğini.
A.Y.Borke
Müruruzamanın Bekleme Odasında
Bir umar göğsümdeki sancıya
Ayaklanmış kitaplardan ecza arıyorum
Aşk ve delildir diye gerçek karşında
Rahim sularına saklanıyorum
İn cin top oynarken topumuzu kesen gerçek
Tombala torbasında zulası olan günlerde
Kendinden kader diye bahsediyor
Değil halbuki
Kulağımı kalbine yaslayıp geçtiğim kentlerden
Saçlarıma sağır bir karayel
Kararmış yel kokusuyla deniz siniyor
Avucumda İkircikli gözleri tuhaf ve tedirgin
Dağınık şiirlerle kendimi birden bire
Birinde buluyorum
Yakamda portakallar kök deniyor
Densin haydi kader diye bunlara da göreyim
Göreyim kız kaşı seyirtir gibi bir durup
Bir giden kışa kış deyin de göreyim
Beni ceninler anlıyor
Bundan artık kuşkum yok
Örneğin artık
Bir efkar vakti gelip beni dünya
En Pazartesi haliyle alnımdan öpse
Karasularıma kara sular
Kaza diye dökülüp dursa
Şiir yazarmıyım bilmiyorum
Şu kadar ki
Ben ne zaman şiire sokulsam şiir beni
Tutup şehvetli bir kolera gibi
Yangınlarla yatağa atıyor çünki
Yoruldum ya
Alnımdan vazgeçip
Aklıma gidiyorum şimdi
Şimdi şair diyorum
En az iki şeyden ölmeli
Biri kanser
Diğeri frengi
Sonra sakalında büyüttüğü gerçeklerin pileli
Eteğine iğnelenmiş bir rüzgar olarak gömülmeli.
Başında uyarına gelmiş
Uygun bir prozodi
Ne bileyim işte bu yüzden
İddiasını aşka dayandıran
kitaplar
Başka delil göstermek zorunda değildir
Gibime geliyor sanki
Müruruzamanın bekleme odasında
Kazaya Kalan Şiir Vacip Değildir
1
Aşka ve tene yorulan tüm şüpheli ölümler
Nöbetçi ve likit bir düşdeşen zehir
Kapıda karalar ötesinden ak denizi aşmış
Yanık memeli denizanası
Limanda sinsi bir prozodi
Kalyonlarda baharatlı ve bağışlayan sözler
Sıkılmış bir intiharın acıya boğuluşu
Uçları uçurumları tıraşlayan sisli bir kayalıktan aşağı
Cebimden cehennemler gibi yuvarlanıyor
Belli bu şiir bu kemikten çıkmayacak bu gece
Bu gece kızıldeniz belli
Kızamık çıkartmayacak
Üstünden kadastro geçmiş dizeler belirince
Yatağıma mazotlu talaşlar sermenin
Vakti gelmiş demek oluyor belli
Kalkmaya niyetlenince yazmanın boynuna boyuna
Vebal almaktan çekinip kesmeyi kesmiş giyotinler düşüyor
İlkin gececil kuşlar inciniyor sabahtan
Sonra ben irkiliyorum yaşamaktan
Akraba akrepler sıcak yerlerime dokunuyor ağır ağır
Koltukaltlarıma duyulması mümkün azarlar alıp K
oşuyorum bilir bilmez ele güne güniçlerine
2
Güniçlerine bir çırpıda kurulan garlar
Garlara inceliklerle peronlar çiziyorum
Tahtayı silmek geçiyor aklımdan arsızca
Soluğum soyuluyor utangaç yerlerinden
Biri birden ispirtolar dökünce
İç çekip çekiniyorum
Çekilmiş ne varsa kahırdan sayılıyor
Sevda da vardı desem
Biliyorum Biri geçer diyecek
4
Geçiyor da başıboşuna kesilmiş şehzade halim
İkindiye varmadan geçiyor
Alnımın kaygan yerlerinde kar simleri parlıyor
Kendi kaderini tayin etmemiş heceler
Kürtajlı bir yarım şiirin leğen kemiğinde alıyor yerini
Bir çığlık olarak yenilmiş ve yeğni
5
Aniden üşümüş küfürler
Herşeylerden bıkmaklar
İçine kapanan göklerin morarmış siğil döküşü
Kırpılmaktan usanmış kirpiklerin çıban
Bir at nalına batmış çividen suçlu bulunmam
Kısrakların yüzümü parçalaması geçiyor
Geçiyor akşamüstlerinde içimden
Peronlar koridorlara devriliyor
Bir şiir silinip silinip gecelerce
Yazılmaz oluyor o zaman
Borke
2 Kasım 2009 Pazartesi
Pompei'nin Külleri
Taraçalarında gezindim Babil'in asma bahçelerinin
Bir salkım üzümün kekremsi tadıdaydı hayat
Adımların uzanırken Romaya
Gladyatörler karşıladı arena kapılarında
Yalın kılıç kesilmiş gözlerinde
Vahşi bir hayvanın yaşamla mücadelesi
Ayakta kalabilmek
Var olabilmek arzusu alaz alaz
Kuzeyden esen bir rüzgarın peşinde
Sahra çölünün kum tepelerinde
Yana yakıla aradım sevdayı
Yana yıkıla dolandım kainatı,geçmişin dar dehlizlerinde
Bir fiskeyle düştüm yaralı yüzlerin arasına
Açtılar,terkedilmiş,horlanmış
Bir yudum sevgiye muhtaç,cüzzamlılar
Terkedilmiş kaderlerinde yoksuldular
Zil,şal,gül ve kastelyent
Kırmızı şarap kadar kızıl dudaklarda zafer naraları
Kadeh kırdım şerefine gece yarısı
Bir gitarın çılgın nağmeleriyle
Endülüs gecelerinde kahreden yalnızlığa
Yalınayaktım Pompei yıkıntılarında
Eteklerimde küller,tabanlarımda çağ yangınları
Şurada iki sevgilinin sarmaş dolaş kemikleri
Utandım insanlığın pejmürde halinden
Sırtıma vurup da tüm geçmişi
Bakışlarıma kilitledim can kırıklarını
Asimaral
