Tanrı razı insanların (yarattıklarının) değişmez kaderine, daha niceleri asimile olacak coğrafik ve tarihsel çeşitliliklerinden ötürü gezegenin. Zaman taşıdı bu çeşitliliği yanında, ben değil: O uygun buldu eski dilleri, benim revize etmeye cesaret edemediğim. Çünkü ben onu zihnimde literatürün kalıpları dışına çıkarak tasarlamıştım. Yazıcımda kâğıda döktüğüm bir insan kadar düzensiz ve dağınık metinlerimin hiçbiri dillerin çeşitliliğine erişemedi. Çünkü onlar zengindi fikir ve eserlerin bütününden. İddiasız ama mutluydu benim ailem, harika eserler okudum daha hatırlanabilir bir şeyler söylemek için Schopenhauer’un fikirleri ve İngiltere’nin sözlü müziğinden.
Bir adam yetiştirir kendini dünyadaki görevlerini portreleyerek, yıllar sonra tamamlar kendini şehirlerin, krallıkların, dağların, gemilerin, körfezlerin, adaların, balıkların, odaların, enstrümanların, şişman vücutların, atların ve insanların imajlarından bir görüntüyle.
Kısacası, o ölmeden keşfeder bu sayrı labirentin hatlarının kendi yüzünün bir resmi olduğunu…
JORGE LUİS BORGES
Türkçeye Çeviren; Ömer Cem Demirci
23 Kasım 2009 Pazartesi
EPİLOG(SONSÖZ)
DEVİRLİ GECE
Sylvina Bullrich’e
Tanıdılar Pythagoras’ın coşkulu öğrencilerini
O parlak adamlar devretti bir dönemi,
O kaçınılmaz atomlar geri getirecek
Altın Afrodit’i, Thebans’ı, agorayı.
Gelecek çağlarda yarı boğa yarı insan varlıklar ezecek
Sağlam, yarıksız toynaklarıyla Lapith’in göğsünü;
Roma toz olduğunda Minatour inleyecek
Bir kez daha kutsal sarayının karanlık sonsuzluğunda.
Her uykusuzluk gecesi geri dönecek bir zaman aralığında.
Bu yazan el doğmuş olacak aynı rahimden,
Ve keskin ordular tertipleyecek onların kaderini.
(Edinburgs’un David Hume’u verdi bu işareti.)
Bilmiyorum tekrar dirilecek miyiz başka bir dönemde,
Sayılar gibi periyodik bir kesirde;
Ama biliyorum muğlak bir Pythagorean rotasyonu
Geceden geceye götürecek beni dünyadaki
-Bu şehrin varoşlarıyla. Uzak bir sokak doğuda veya
Batıda ya da güneyde, fakat daima denizle yıkanmış
Bir duvar, bir incir ağacının gölgesi,
Ve bozuk asfaltdan bir kaldırım.
Bu, burası, Buenos Aires’dir. Zaman, para
Ya da aşk getirir erkeğe, bana ise tecrübe
Sadece bu ölgün güle, geçmişten kalan
İsimleriyle, sokakların bu aylak takipçisine.
Kanımda: Laprida, Cabrera, Soler, Suarez…
İsimlerinin saklı olduğu boru fısıldar tınısını,
Davet ederek, cumhuriyetleri, süvariyi, gündüzleri,
İnsanların öldüğü, coşkulu zaferleri.
Sır yüklü karanlık meydanlar hiç kimsenin umursamadığı
Boş bir köşkün muazzam teraslarındadır,
Ve tek yönlü sokakları yaratan boşluk
İsimsiz korku ve uykunun koridorudur.
Anaxagoras’ın karanlık boşluğu hayat buluyor
Ölümlü vücudumda, sonsuzluk birikir yineleyerek kendini
Ve sonsuz bir şiirin anısı veya planı, başlayarak:
‘Tanıdılar Pythagoras’ın ateşli öğrencilerini…’
JORGE LUİS BORGES
Mezar Fırçacısı
II.
Şiir yamıyorum efendiler, bidonlarım var
Bakın bana bu servi ağacının altında
Kısadan hisse boyumla ben ki maşallahım var maşallahım
Ucuza mezar siler, temizler, yıkar, çiçek döşerim son model
Arada şiir yamarım siyah boyamla
Mezar taşlarında,
Neler var neler, ölmeden önce ki sayıklamalar,
Yahu bu mezar var ya bu mezar şair doludur,
Romantikinden ultrasına, hiperinden bohemine
Kaynar bu taşlar kafiyelerle,
Ben de malum pırıl pırıl ederim önce mermeri,
Sonra siyah boyaya batırırım fırçayı,
Geçerim üstünden dizenin
Atarım cebe mangizi
Ve eve girince benim karıya iki dize attırır
Sürerim rakıyı koynuma, böyle geçer günler
Geçer tabi de
Şimdi bakın allahın işine
Bu şiir denilen illet de bulaşıcı ya
İki dize de beden dilimle bari ben
Edim dedim şuraya.
Leon Felipe
Ayna
I.
Bugün ellerimi yıkarken gözüm takıldı
dün takıldığında gözüm sokaktaydım
vitrinin önünde durmuş bakıyordum
yarın lunaparkta kendime
yeni bir ilaç almadan önce iyice
bakmak için komik aynalarda
bugün ellerimi yıkadıktan sonra
işe giderim diye düşünüyorum
belki temiz bir avuçla
dilenmenin faydası olur,
belki de yarın kendimi o komik aynalarda
farklı görürüm bu sayede
ilk defa hayatımda
ciddi bir amacım var işte
dalga geçmeyin benimle.
Geçen hafta yere düştüğümde
şaşırmıştınız ayağa kalktığım zaman
perhaps or perhaps, demişti aranızdaki
tiyatrocu, yer dilencinin yeridir elbette
ama sizin için dikilerek avucumu uzattığımda
yüzüme tüküren şu iri yarı solcu arkadaşınızdan
korkuyorum hala
bir de tabi lunaparktaki korku tünelinden,
ben dilenirken hep korkacak bir şey bulurum zaten
yüzüme daha acıklı bir ifade verir bu
ve kibar hanımlarla dini tümler
ne zaman sadakalarını verirlerse
versinler onların ardından acınarak kendime
korkuya saklanmış bir yalancı gibi
dua ederim tanrıya, biraz cesaret için
arada sırada.
İyi olur cesaret, dolu mideyle beraber
bazen kendimi şair ve yazar hatta sanatçıların en kudretlisi
ve de gece soğuyana kadar
çünkü paltosuzluk üşütür beni,
tanrı yerine bile koyabilirim.
İki kolu olmayan bir dilenci için bu
inanılmaz düş
gerçeklerin hepsinden ve hayalimde her sabah yıkadığım ellerimden
daha temizdir.
Leon Felipe
___MUŞMULA GÜLÜŞLÜ___
Susmayı da öğreneceksin elbette
son kalan bozukluklarla ekmek almak için
bakkala kimin gideceğine karar verirken aranızda,
izmarit dolu kültablaları , yere atılmış eski long-playler
gizli bir öfkeyle çatırdarken gecenin hafıza-tözü
üzerine plastik çiçek yapraklarıyla alevlenen ,yeşil
bir taç takınıyor sabahın asık suratlı kraliçesi.
ve şimdi
uykuda gerçekleştirmen gereken bir cinayeti
ertelemenin yakıcı pişmanlığı kaplıyor yüreğini.
Geri dön ey zaman !
artık sevmiyorum seni.
ŞAFAK ÇUBUKÇU
…Monolog Ada…
çokluğun tarifiydi içimdeki ada
yokluğun sihrini seçti
tersyüz edilmiş
bilmece dehlizleri
ucuza kapatılmış demirbaştı öznel duruşmalar
dilsizliğe adanmış iki yüzlü gebelik
hem yazı, hem tura
balık gözlerin dibinde saklı
yalanlardan kaçtım
sesimi tırmalayan akçadikenlerden
kendini serçe bilen
künyesiz
irikıyım cüsselilerden
yoktu bir evveli kaçış hikâyelerinin
sonrası yazılmadı daha
bin yüzlü hayat
kendine dönük pala
monologlar bana kaldı böylece...
şiir de kalburdan geçirir
ayıklar kendini
kaotik suskuların zılgıtçı lânetiyle
sahici bir monologa açar perdesini
söyleriz suya
ağlar
öksüren bir deniz ütülüyorum şimdi
sabrını denediğim ütopik şilepler
s.o.s. veriyor hüzün bohçama
sesimi saklayan ada bir hiç
ve her şeydir hâlâ...
Naime Erlaçin
Görüngüler..
1
yazı değil görüntü haiku
ileri bir resmin dili
suyu da tarihi de kazımak için
nehir. en yalnız su
ve en kadın su da nehir
…yalnız gene…
-yazılabilir mi su?
-suyun ‘tarih’i var mı?
mümkün mü?
ölüm nasıl gündüz vakti yazılabiliyor-sa…
ki
bugün, içime ağır bir sen koydum
eteklerini sürüyordun sen
Nil kuruyordu
işte o sıra gezdim eskilerimi
geçtim Dicle ile Zap’ı
sık sık rüzgarın yaşını düşündüm
—mısırlara her yağmur vurduğunda-
ve
kaç kez yakaladım
kendimi
camdan sen gibi bakarken
işte o an-dı:
yaprakları döküldü yazın
kokusuz kaldı çiçek
bildim ki, artık ben:
bir şehir yontmak
istiyorum
hiç kimsesiz
bir şehrin yazını olabilir yontu-m
yüzleri kararmış yolsuz köy evleri’nden uzak
ŞENOL ERDOĞAN
