Gök-gül yabanıl kumu gereksiyor,
Bildik e[ş]kil şiddeti.
İmgelemi yitiyor düş seline
Set ören
Bu doyumsuz yeşiller havuzunda.
Sarı ilim dokusuyla
Boğazlarsa maviyi,
Gök-gül rengini hatırlar o an,
Bulut tadını, gülün gök tadını,
Canı acır öldüresiye!
Nilgün Marmara
6 Aralık 2009 Pazar
Mavi Gül Tadı
Cam Kelepçeye Evet
Ilık bir süzülüşle
Geri dön hayat,
Bırakma yeryüzü salına
Tünemiş pek kara kuşlar
Örtsün bakışımı,
Görmek acısı sürsün
Pencere tutsağının
Düşsün hayatı suya…
Nilgün Marmara
Yitik Kaynak
Unutuş bir kaynak olmalı,
Yeni’yi her an’a yaymak için.
Ben sana olmalıyım,
Bana sen bir kaynak.
Görüyorum geç; kıyım çok yakın!
Biliyorum artık mut uzaklığını.
Sen yüzümü götürmüyorsun;
Kendi gözüne bile!
Gerçek bilinsin, diliyoruz,
Düz, eğri, çapraz ya da değirmi.
Güzeldir açığa çıkışı yüreğin,
Sen bil ki, ben de seveyim!
Nilgün Marmara
"Ne cahilim ne bilge.
Sevinçlerim vardı.
Bu söz eksik bir sözdür: yaşıyorum,
ve bu yaşantı bana en büyük tadları yaşatıyor.
O zaman ölüm ne ki?
Öldüğümde(belki şu an) sonsuz bir hazzı da kavrayacağım.
Öncesinde-Ölüm tadı hakkında konuşmuyorum,
tatsızdır, hatta çoğu zaman sevimsiz.
Dert çekmek aynı zamanda aptallık getirir.
Ama o dolu dizgin ve
güvendiğim tek hakikat
şudur: Yaşamaktan çok mutluyum,
ve (ölüm kavramının varlığından) memnunum."
Blanchot
Adsız
burada simetrik dizilmiş sütbeyaz haçlar yok
milimetrik kesilmiş çimenler de
şaşalı törenler bekleme !
yegâne seremoni yanaklardan süzülen
saydam kuru bir hüzün.
al briketten inşa edilmiş Çin Seddini
devir dizlerinin üzerine
göm içine çocukları;
burası o işte !
o kadarız !
burası Airlington Amerikan Ulusal Şehitliği değil;
Felluce
El-Aksa
Dar-üs Selâm Şehitliği.
İnkalardan
Spartaküs'ten beri
kuru bir gözyaşıyla uğurlanıyoruz böyle.
ama hâlâ mümkün.
annem başarmıştı; biz de yapabiliriz
briketlerin içinde çiçek de büyür.
belli mi olur;
saçar tozlarını bir gün : rüzgârda savrulan bir zerre
belki
bir güvercin gribi yayılır gezegene...
Hakan İşcen
Onlar İçin
Sinsi iblisin türlü oyununu kendinden saymadı onlar,
vicdanla göz göze geldiler... şaşırdılar...
kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde
başbaşa sarsılarak ağladılar.
Ne var ki kalabalık kararlıydı,
gülüyorlardı ve uygun adım yürüyorlardı.
Kancık karanlığın sivil kurşunları sürdü onları,
ahlakla bakıştılar...yalnızlıkları ve yaralarıyla
bitimsiz bir sürgünde sessiz ağıtlar yaktılar.
Güruh duymadı, duyamazdı
devranın gürültüsüne kurban veriyorlardı.
Sefil sefahat can istedi onlardan,
anlamla fısıldaştılar...kavruldular...
ve ihanetin varoşlarında inadına yaşadılar.
Kitle görmedi, göremezdi
davulları ve zurnalarıyla yolları tutmuşlardı.
Katil bataklık anıtlar dikmedi onlara,
aşkla buluştular...buruldular...
acılarıyla ve hayalleriyle oradan oraya savruldular.
Ne var ki topluluk aymazdı... aldırmazdı
sürgit ikonlaşıyorlardı ve tapınıyorlardı.
Saflar her daim onlarsızdı.
Onlar ki, adsızdılar ve hep azdılar.
Vicdan, ahlak, anlam ve aşk
bir akşamüstü buluşup onları anacak.
Çağlar Tanyeri
3 Aralık 2009 Perşembe
Y a l n ı z l ı k l a r
...
"ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
o yıllarda söylenceler eşkıya türküleriyle başlardı
ninemim sesinden keklik ötüşmeleriyle çınlayan
keklik kokulu ormanlar geçmezdi hiç;
dağlar geçerdi
geçerse;
kanlı,
fermanlı
ve dumanlı dağlar geçerdi.
..
ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.
o yıllar henüz elektrik gelmemişti baklan'a
geceler şeytan kandilleri ve çıralarla aydınlatılan
birer yalnızlıktı.
güneş görme yetimizin sınırında batınca,
dağlar el ele verirdi hemen;
cinler çoğalırdı yavaş yavaş
ve cinler nedense
hep ninemin tanıklığında evlenirlerdi.
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
yüzün gelirdi bir yerlerden bir ülke,
kokun gelirdi bir bahar
ve gülüşün gelirdi ve bir düş gibi,
ille de kendini kendine vurmuşluğun gelirdi de;
ben hep şarkı sanırdım gökyüzünü
kim bilir kimin söylediği.
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
(yalnızlık bende bensizlikti oysa;
ya da bende birçok ben.)
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
sensiz kalmamak için sendim o vakitler
seni uyuyordum sürekli,
seni içiyordum çay diye,
cennet diye seni düşlüyordum
..
ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde.
tenler coğrafyası alışkanlıkla geçiliyordu o vakitler.
sevişmeler tek başına değildi henüz;
her dudakta bir toplum nefes alıyordu,
her bakış pencereler kadardı
ve her dokunuş dokunuşlardan kopmuş
küçük bir bağıştı;
adı vardı sevişmenin,
mühürlenmiş rengi sonra,
tanrısı,
hep vardı.
..
ben sizsizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
laleleştirilmiş bir lale açmıştı o gün yastığımızda,
gözleri çırılçıplak bir arzu'ydu güler'ken;
ve biz bedeni küçülmesin diye
adını almıyorduk ağzımıza.
öpe öpe büyütmüştük çünkü onu;
öpe öpe geçmiş
ve gelecekten.
çünkü her zamanki gibi,
şimdi,
şimdide değildi.
..
ben sensizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde,
alevin cürmüydü kum düşü;
bir elma hangi nakışa yakışırsa
ordaydı yaprağın ölümü
ve her pusula kendini gösteriyordu önce,
her bıçak kendine batıyordu
ve gerçekler öyle yalandı ki o yıllarda,
böcekler bile herşeye inanıyordu;
otlar ve taşlar bile,
her şeye.
..
ben neyi yalnızlık sanmıştım bir keresinde?
sulardan bana akanı bilmiyordum o vakitler,
elmalardan, vitrinlerden, bebeklerden
bana akanı bilmiyordum.
pencere camı çatlasa
içimde bir cam fabrikası yıkılırmış bilmiyordum.
güzelliklerim güzelliklerinizdendi
güzelliklerimi bilmiyordum.
çirkinlikler varmış insanı büyüleyen,
bilmiyordum.
..
ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde? "
Hasan Ali TOPTAŞ
