kimsenin masadan kaldırmadığı
dolu bir kadeh gibi işe yaramaz
kederden yoksun kalbim
başkasının acısıyla taşar
yüzü kederli hayaller
heyecan duymak içindir yalnızca
korkulan onca acı
demek ki yok aslında
ipek kâğıtlarla kaplı bir sahnede
oyun değil, bir kurmaca
bir mim, acının dansında
görmesin diye, hiç kimse...
fernando pessoa
8 Aralık 2009 Salı
Acıların Dansı
iceri girip pencereleri kapatıyorum
iceri girip pencereleri kapatıyorum.
lambayı getiriyorlar ve iyi geceler diyorlar.
sesim de, mutlu, iyi geceler diyor.
ah, hayatım hep boyle gecebilse:
gun gunes icinde, ya da yagmurla sakin,
ya da kiyamet kopacakmis gibi firtinali,
gelip gecen kalabaligi pencereden
ilgiyle seyrettigim tatli bir ogle sonrasi,
agaclarin dinginliginde cevrilen o son dostca
bakis
ve sonra pencere kapanip lamba yaninca,
tek kelime okumadan, hicbir sey dusunmeden
ya da uyumadan
yataginda akan bir nehir gibi hayatin icimde akip
gittigini hissetmek,
sonra da, disarida, uyuyan bir tanri gibi o ucsuz
bucaksiz sessizlik.
fernando pessoa
Özruhsal Yazı
şair aldatıcıdır.
öyle mükemmel aldatır ki
acı çekiyormuş gibi yapacak olur
oysa acıdır hissettiği.
ve yazdıklarını okuyanlar
okunan acıda iyice hissederler,
şairin tanıdığı ikiliği değil,
kendilerinin asla hissetmediğini.
ve böylece onun çarklarında
döner, aklın oyuncağı,
bu küçük mekanik tren
adına kalp denen.
fernando pessoa
çev.: işık ergüden
bu gövdenin durup durup çekilişi
bu sessiz istek bacaklarında
yaz geldi serinin özlemindendir
dağ kokusu hava kokusu
nerden kalmış eski bir
yerken kendi gövdemizi kurt gibi
yıl boyu kandiller gibi yakarken
ne gülünç düşünmek üç dört günlük
bir dinlenmeyle insan kendinden
yine alacaklı çıkabilir
...
bu bizim bir yanımız yoktan umut
gülünçlüğüne gülünç ama bizimdir
işimiz dünyayı biraz kendimizde
biraz sürdürmek dışımızda sadece
yoksa sonu başından bellidir
*
Şiirler
i
bir kaçağım ben.
doğduğum günden başlayıp
el etek çektim kendimden,
kıldım beni bana dönek.
gerekliyken yorgun düşmek
aynı yerde olmaktan
neden yorgun düşmemek
kendine eşit olmaktan?
ruhum bende kendini arar
uzaklarda gezerim,
tanrı yardımcım olsun
ruhum beni asla bulamasın.
kafeste yaşamaktır biricik olmak,
ben olmaksa hiç olmamak.
kaçarak yaşayacağım hep -
iyi ya da kötü böyleyim çünkü ben.
ii
sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.
ruhsa, birden fazla var bende.
b e n' se benden daha fazlası.
herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
susturuyorum onları,
kendim konuşurken.
hislerim, hissetmediklerim -
onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. farkına varmıyorum
hiçbir şeyin - yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.
fernando pessoa
ÇEV:Enis BATUR
Fernando Pessoa'dan...
"hiç 'üstad' diyebileceğim biri olmadı.
hiçbir İsa gelip benim için ölmedi.
hiçbir Buda gelip bana yol göstermedi.
hayallerimin ucunda hiçbir Apollon,
hiçbir Athena zuhur edip ruhumu aydınlatmadı."
* * *
dalgın ve ötesiz berisiz
ve de tanımaksızın
yüzüyorum ölü denizinde
kendi varlığımın.
suyu hissettiğimden
hissediyorum sıkıntıyı...
görüyorum seni, ey çalkantı,
hayat-huzursuzluk...
bana has yelkenler ki...
çark etmiş dümeni...
insan sureti gibi soğuk
yıldızlı bir gökyüzü.
gökyüzüyüm ben, rüzgârım...
gemiyim ve denizim...
hissediyorum ki ben değilim...
yadsımak isterim onu.
* * *
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim
ama bende dünyanın tüm hayalleri var.
* * *
bir sey kalmaz geride, hiç bir şey. hiçiz biz.
biraz güneşte, biraz havada geciktiririz
üzerimize çöken solunamaz karanlığı,
küçük düşürülen, dayatma altındaki yeryüzünü.
üreyen, ertelenmiş cesetler,
kararlaştırılmış yasalar, görülmüş heykeller,
bitirilmiş methiyeler...
her bir şeyin kendi mezarı vardır.bizlerin,
bildik bir güneşin kan bağışladığı etin akşamı
oluyorsa
onların neden olmasın
öyküyüz biz,öyküler anlatan, başka HİÇ..!
* * *
hepimizin iki yaşamı var;
sahici olanı: çocukluğumuzda düşlediğimiz yaşam...
sahte olanı: başkalarıyla ortaklaşa yaşadığımız
* * *
ruhsa, birden fazla var bende.
ben'se benden daha fazlası.
herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
susturuyorum onları,
kendim konuşurken.
* * *
bu gövdenin durup durup çekilişi
bu sessiz istek bacaklarında
yaz geldi serinin özlemindendir
dağ kokusu hava kokusu
nerden kalmış eski bir
yerken kendi gövdemizi kurt gibi
yıl boyu kandiller gibi yakarken
ne gülünç düşünmek üç dört günlük
bir dinlenmeyle insan kendinden
yine alacaklı çıkabilir
...
bu bizim bir yanımız yoktan umut
gülünçlüğüne gülünç ama bizimdir
işimiz dünyayı biraz kendimizde
biraz sürdürmek dışımızda sadece
yoksa sonu başından bellidir
* * *
bir daha dinle beni ve anla. her şeyi iyi dinle, sonra söyle bana, düş hayattan daha iyi değil midir? çalışmakla bir yere varılmaz. çabalarımızın sonu yoktur. hiçbir şey yapmamak - yegane soylu, seviyeli tavır budur, çünkü gerçekleştirilen şeyin tasarlananın daima altında kaldığını, tamamlanmış yapıtın hayal edilenin alt tarafı grotesk bir gölgesi olduğunu kabullendiğimizi gösterir." (huzursuzluğun kitabı'dan)
6 Aralık 2009 Pazar
Ulvi Uzuvlar
Dudaklarınla öpebilirsin beni
Ya da küfredebilirsin yüzüme.
Dişlerinle ısırabilirsin usulca, sevgiyle
Ya da parçalayabilirsin öldüresiye.
Ellerinle, tutabilirsin elimden düşmeyeyim diye
Ya da beni
itebilirsin ölüme…
Bacakların, bana doğru koşarken
İşine yarayabilir
ya da terk ederken.
Gözlerin, ruhumu arayabilir
Ya da hatalarımı.
Kulakların, sevgimi işitebilir
ya da gıcırtısını dişlerimin uyurken.
Beni sevebilirsin!
Ya da nefret edebilirsin kalbinle.
Ulvi uzuvlarımızın her biri
Yarar pek çok şeye.
Hissiz bir şiiri
Yargılayıp hemen, infaza da gönderebilirsin şairini
Anlatamadı güzelce diye..
Ya da durup, hislerimi karartan gerçeği
Çözebilirsin de…
Ve belki bulutları üfürürsün
Tepemden
Ciğerlerin ve gücün yeterse.
Ayaklarına söyle de
Geri dönsünler.
Gitme..
Gitme deli gibi
sevdiğimi bile bile…
Evrim Gürel
