BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Narkoz Gibi Bir İhanet

Kırmızı şarap değil; narkoz gibi bir sevda damlıyor, şeffaf bir şarap kadehi olmuş dudaklarından! Ve narkoz gibi bir ihanet sunuyorsun bu gece bana… “10’a kadar say sevgilim” diyorsun; derin derin nefes al…”

bir:

Yeni bir metresle, eski bir aşka başlar gibi uyanıyorum artık her sabah ve duman duman gözlerimin önünden acı dolu bir karmaşa akıp gidiyor… Gözlerimden fışkıran hiddet ve öfke sanki bir katile saplanan pis bakışlar gibi saplanıyor içime!

iki:

Tek sıra dizilmiş de Eros’un pegasuslara binmiş süvarileri, uçlarına gözyaşından barutlar sürülmüş kan okları atar aşıkların gözbebeklerine…

Sokaklarda cirit atan huzursuzluk aşıkların avuçlarını kör bir jilet gibi kesmekte… İlikleri inim inim titreten gecenin matemi kim bilir daha kaç intihara gebe?

Haykırıyorum gece gece kudurmuş varlığına! Bırak bari İstanbul tanık olsun damarlarıma zerk ettiğin ızdıraba!

üç:

Bak, şu acının her açısını derece derece tavaf etmiş avuçlarıma bak! Şu hasretten tenime silinmez mürekkeplerle kazınan kedere bak! Şimdi hangi âlim yapar suskunluğumun tabirini?!

Gözbebeklerimden tebdil-i kıyafet dolaşan bir kıyamet olup süzülen şu mısralar, hangi kavmin günahıdır? Hangi cesur peygamber üstlenir uyarmayı artık, sesimde cirit atan kâfir zümreyi?!

dört:

Avuçlarımdaki acıya bak! Şimdi ben, nereye dökeyim bu acıyı? Hangi okyanusa boşaltsam, taşıyabilir bu sancıyı? Hangi yıldız şaşırmaz yörüngesini? Hangi kara delik çekebilir avuçlarımdaki kahrı?! Şimdi ben bu acıyı nereye dökeyim, nereye saçayım, gözbebeklerimin hazine arazilerine durmadan gecekondu mahalleleri kuran bu mafyavari kederi?

beş:

Gözlerimden fışkıran renkli dumanların önünde acılar sanki resmi geçit yapıyor… Öyle bir bakıyorsun ki; sanki gökyüzünde yeni bir yıldız doğuyor…

Kime baksam, sana benziyor! Öyle kötü bakıyorum ki insanlara kimin yüzüne baksam, beni deli sanıyor!

altı:

Yitirdim yüzünü ilmek ilmek… Önce anılar yitti birer birer sonra da kırık dökük sözcükler… Üç noktalar yitti sonra, yitti gitti,yitirilen uygarlıklar gibi şiirler…

yedi:

Gözbebeklerine çöreklenen yalan, sana Havva’dan, Havva’ya Âzâzil’den miras! Bakışlarında gün geçtikçe, gayri meşru bir çocuk gibi büyüyor ihanet!

sekiz:

Peri perdeleri ile örtüp yarım bırakılmış şiirlerin üstünü, içimde çıkarttığın tüm yangınları gözbebeklerimde söndürüyorum!

dokuz:

Kiramen Katibin meleklerim bile ilk kez şahit oluyorlar böyle bir çıldırışa! Parçalanıyor her an biraz daha sızlaya sızlaya Cahiliye Devri putları gibi, içime zamansız çöreklenen yalancı tanrıça!

on:

Ve şimdi bir küfür olup sızıveriyor adın dudaklarımdan sokaklara! Sabah erken uyanan insanlar, ilk kez tanık oluyorlar bir şairin intiharına!

Durma! Biraz daha ölüm ver bana, biraz daha intihar koy meze tabağıma! Yetmiyor kanıma karıştırdığın narkoz bu ihanete katlanmaya…


Rahmi Vidinlioğlu

11 Mayıs 2010 Salı

AŞK .............AŞK



Annesinden dayak yediği halde yine de "Anne" diye ağlayan bir çocuktur 'Aşk'..


Şevkat Yıldız

Kırmızı Hack !



Ne güzel çiçekler onlar öyle, odunluğunla adeta çelenkleşmiş!

Çok incesin teşekkür ederim. Oysa ben sadece bir baltaya sap olucağını

sanırdım nazik bedeninin. Yine şaşırtmayı başardın beni ya aşk olsun!

"Hiç mi kızarmaz yüzün ? Manda derisi derdi dimi eskiler ?

Hani aşındır aşındırabilirsen dedikleri..."

Sol yanımda bıraktığın boşluğa yamaladım sarf ettiğin sıfat tamlamalarını..

Lütfen! Bu sefer sıfatlar benden!

Zehirli dilin ne zaman bana aşktan bahseder oldu? Anladık dilinin kemiği yok!

Elimin hamuruyla olan işim bittiğinde ona da sıra gelecek..

"Sahileşme şimdi yalanlar bir saat uzatıldı!"



Şevkat Yıldız

9 Mayıs 2010 Pazar

Gül Yaprağı


Benim hiç sapanım olmadı anne,
Ne kuşları vurdum,
Ne de kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadim, hep boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca
Bir tek kendimi vurdum!

Suskun görünsem de
Fırtınalı ve mağrurdum anne.
Bir mızrak gibi,
Aynada hep dik durdum anne!..
Ben sana hiç bir gün laf getirmedim,
Leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım,
Kalbimi çok yordum...
Ben hayatım boyunca, en çok kendimi sordum!

Benim hiç sevgilim olmadı anne,
Ne bir yuva kurdum,
Ne bir gün şansım güldü.
Öpemeden bir bebeğin gidişini,
Tükendi gitti çağım.
Kimi yürekten sevdiysem,
Yüreğini başkasına böldü.
Bir muhabbet kuşum vardı,
O da yalnızlıktan öldü.

Sen beni göğsünde
Hep acılarla mı soğurdun anne?
Yoksa evlat diye,
Koca bir taş mı doğurdun anne?
Eziyet degilim, zahmet değilim,
Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
Doğurdun da beni,
Ne ile yoğurdun anne?

Benim hiç hayalim olmadı anne.
Ne seni rahat ettirdim,
Ne kendim ettim rahat...
Bir Mutluluk Fotoğrafı Bile Çektirmedi Bu Hayat!
Kaybolmuş bir anahtar kadar
Sahipsizim anne.
Ne omuzumda bir dost eli,
Ne saçımda bir şefkat.

Say ki yollardan akan,
Şu faydasız çamurdum anne.
Say ki ıslanmaktım, üşümektim,
Say ki yağmurdum anne!
Bunca yıldır gözyaşlarını,
Hangi denizlere sakladın?
Oy ben öleyim,
Sen Beni Ne Diye Doğurdun Anne?

-Alıntı-

kırdığın testilere oturtulacaksın bir gün..!


düşlerimin rotasını şaşırttın.
hiçbir baltaya sap olamamışken,
nasıl dünyanın hakimi gibi davranabilirsin ?
"sevmek" ve "tek" kelimeleri bu kadar yabancıyken sana ,
nasıl o iki başlı yılan diline yakıştırıp da seviyorum teksin diyebilirsin ?
yenen yemeği bile kusma ihtimalim varken,
şimdi ben seni nasıl ? nereye kusacağım ?
hiç mi kızarmaz yüzün ?
manda derisi derdi dimi eskiler ?
hani aşındır aşındırabilirsen dedikleri cinsten...
seni hangi hamama götürüp çitilemeli ?
pardon ! hangi marangozhanede zımparalamalıda arınasın lekelerinden ?
iki kelimeyi bi cümleye sığdıramayan zehirli dilin ,
ne zaman sıfat tamlamaları konusunda bu kadar usta oldu ?
bas bas istemiyorum dediğin birine nasıl 10 gnde köpek oldun ?
bir harem ağasıyla bir mi tutuyorsun kendini ?
unutma harem ağalarını da hadım ediyorlar !
sol yanımda bıraktığın acıyı hangi acı ölçerle ölçsem yüksek dozdan müebbet yerim ?
üzerinden geçmeye hazır olduğunu sandığın her dişi de biliyor ki,
sebzeyle sex olmuyor !
maç izlerken densizleşen biri gibi belden aşağı vurabilirim !!!
avazıma haddini bildirip kulaklarını tırmalayana kadar ,
yüzüne "aşağılık bir adam" olduğunu haykırabilirim !!!
daha kaç kere kulaklarını çekmeli ?
ulu orta ibreti alem kaç kez tek ayak üzerinde tutulmalı arsız bedenin ?
biraz ar namus barındırsın isterdim o lanetli gözlerin !
sana batırdığım iğneler haram,
kendime batırdığım çuvaldızlar yatağın olsun !

unutma su testisi su yolunda kırılır
kırdığın testilere oturtulacaksın bir gün !!!

B-H

7 Mayıs 2010 Cuma

2. Dereceden Hiç Tasavvurları

-I-
Hiç(kabuk bağlamış ateş teorisi ve çocuk sesi)
Üç harfin, son sesi delip geçer gözlerimi
Kimsenin ruhu değmez şakaklarıma
Düşmeli dillerden soysuz karanlığa…

—zar tutsanda bukez,
Sonsuzluğu düğümleyemezsin gözbebeklerime…

Yum gözünü,
Hayallerin açıkta kalmış,
İyi ört üstünü…

-II-
Hiç (toprak tasavvuru ve umulmaz kehanet…)
—Sur’a fitil gerek, kıyamete uzam…
Sefil delalet asırları söker sesimden,
Satır satır içime gömerim cinayetleri
(üşürüm…)
İliklerime kadar acırım…
—Öle… sim var çocuk

Hiç (fısıltı ve sıfır noktası)

Işıkları söndürme giderken,
Gözlerini kapatma!
Karanlığından korkuyorum...

Düş Şairi
Düşen Şair…

(kutsal mimoza)

Sus Payı

firar (bir ters yine ters örüldü sessizlik!)
bir of çekseydim uçuk saçılırdı dudaklara...
ah çocuk!
bilirim,
hiç bir zaman sökülmeyeceksin griden,
(renk cümbüşü;palavra)
uslu dur!
gökyüzün daha düşmedi dibime...
ellerin martılar uğruna gem vurmadı denizlere
gam yemeyip kirli hüzünler kustu şehir, üstümüze
devir sende çekinme
tüm o pinokyo repliklerini...
sür elmacık kemiklerime
yalanın küstah ve kaygan suretini...
İnandığım gün; derin bir çizik attı ruh, özüme
tefrid ve ifrad girdi birbirine
bir düş dönmesiydi etimize batan...
ve fıtratı çatlatıp, üstümüze keşmekeş yağdıran,
kulak delici siren sesleri...
ar duvarımızı yırtıp diktiler gözkapaklarımıza
ki kabullendik sessizliği
susuşlarımız sonsuz kadar uzundu sanki
ve bir kumarbaz edasıyla başladık kaybetmeye
ebedi parçamızı yitirmeye...

kutsal mimoza
(s.inal)