BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

11 Temmuz 2010 Pazar

AŞK MEKTUPLARI : Napolyon’dan Josephine’e


1797 baharı

Josephine’e,

Artık sizi semiyorum; tersine sizden nefret ediyorum. Bir cadısınız siz,tam anlamıyla yoldan çıkmış, tam anlamıyla ahmak,gerçek bir Sindirella’sınız. Bana hiç yazmıyorsunuz,kocanızı hiç mi sevmiyorsunuz? Mektuplarınızın ona ne kadar zevk verdiğini biliyorsunuz, ama yine de eliniz ona beş altı satır çiziktirmeye varmıyor!

Peki bütün gün ne yapıyorsunuz Madam?Sizi sadık sevgilinize yazmaya vakit bulmaktan alıkoyacak denli yaşamsal bir uğraş içinde misiniz?Hangi bağlılık ona vatt ettiğiniz sevgiyi, sevecen ve sürekli sevgiyi boğmanıza,bir kenara atmanıza neden olabilir ki? Her anınızı dolduran,günlerinizi yöneten ve ilginizi kocanıza adamanıza engel olan bu harikulade yeni aşık kim olabilir? Bakın,söylüyorum Josephine; güzel bir gece kapılar kırılacak ve karşınızda beni göreceksiniz.

Aslında sevgilim sizden haber alamamak beni kaygılandırıyor, yüreğimi coşku ve sevinçle dolduran o güzel sözlerden oluşan dört sayfalık bir mektup yazın bana hemen.

Çok yakında sizi kollarıma almayı,sizi ekvator güneşi gibi kavurucu bir milyon buseye boğmayı ümit ediyorum…

AŞK MEKTUPLARI : Wolfgang Amadeus Mozart’tan karısı Constanze’ye

Mainz
17 ekim 1790

Not. Son sayfayı yazarken, kağıdın üzerine birbiri ardına gözyaşları düşmeye başladı.


Ama neşelenmeliyim-yakala!-şaşırtıcı sayıda öpücük uçuyor havada. Şeytan!Havada kaynıyorlar!Ha!Ha!…Üçünü yakaladım.Harikulade lezzetliler! Bu mektuba yanıt verebilirsin, ama mektubunu Linz Postanesi’ne göndermelisin. En güvenli yol bu. Regensburg’a gidip gitmeyeceğimi henüz tam olarak bilmediğimden, sana kesin birşey söyleyemiyorum. Zarfın üzerine, gelinip alınıncaya dek mektubun bekletilmesini yaz. Adieu. Çok sevgili, sevgililerin sevgilisi minik karım. Sağlığına dikkat et; kasabada dolaşmayı aklından geçirme. Lütfen yaz ve yeni yerimizi nasıl bulduğunu anlat bana,Adieu.


Seni milyonlarca kez öpüyorum…

AŞK MEKTUPLARI : Weimar

Weimar,
28 Haziran 1794


İşte size, iyi karşılayacağınızı umarak “Reinecke Fuchs” adlı maskarayı yolluyorum, sevgili dostum. Yaşadığımız dönemde de böylesine kişilerin yalnız saraylarda değil, tüm demokrasilerde de ne kadar tutunduklarını bildiğim için bunların dedelerinin dedelerini bulup ortaya çıkarmak ve onu yakından tanıtmak hiç de fena olmayacak gibime geldi.-
Fichte’nin felsefe ile ilgili yazılarını yollamıyorum, bu yazılarda hangi konulara değindiğini öğrenmek isterseniz bunları, sözlü olarak açıklanırken dinlemeniz gerekir. – Fichte’nin yakınımda olması beni sevindiriyor; bu yakınlıktan faydalandığım da oluyor. – Onunla karşılıklı konuşmanın ise ayrı bir zevki var. İnsan zekasını felsefe ile bağdaştırmayı vaad ettiğine göre ona ne kadar ilgi göstersek yeridir.
Allaha emanet olun ve beni hatırdan çıkarmayın. Gustel iyidir, keyfi ve sağlığı yerinde. Bana iyi dileklerde bulunurken, onu da unutmayın!
Şunu da söyleyeyim ki, Schiller, son zamanlarda, biz Weimar’lılara karşı daha iyi, daha yakın davranıyor. Buna seviniyor onunla beraber olmaktan çok iyi şeyler umuyor, bekliyorum. Allaha emanet olun. Aramıza katılın da, elde etmiş olduklarımızın ve edeceklerimizin tadını birlikte çıkaralım.


(Seçme Mektuplar II, Kültür Bakanlığı 1976)

AŞK MEKTUPLARI : Frida Kahlo-Diego Rivera

"gecelerim,çarpan kocaman bir yürek gibi.


saat üç buçuk.


gecelerim aysız.

gecelerim,pencerelerden süzülen gri ışığa gözünü kırpmadan bakıyor.

gecelerim ağlıyor,yastığım nemli ve soğuk.

gecelerim uzun,upuzun ve sürekli belirsiz bir sona doğru uzuyor.

gecelerim beni senin yokluğuna itiyor.

seni arıyorum,yanımdaki dev bedenini,soluğunu,kokunu arıyorum.

gecelerim, boşluk yanıtını veriyor.

gecelerim beni üşütüyor ve yalnızlıkla dolu.

bir temas noktası arıyorum.

tenini arıyorum.

neredesin? neredesin?

dönüp duruyorum,yanağım nemli yastığa,ıslak saçlarım şakaklarıma yapışıyor.

burada olmaman mümkün değil.

kafam serseri serseri dolaşıyor.

düşüncelerim gidip geliyor ve parçalanıyor.

bedenim artık anlamak istemiyor.

bedenim seni istiyor.

bedenim,şu sakat külçe,

senin sıcaklığında bir an için kendini unutmak istiyor.

birkaç saatlik dinginliğe çağırıyor.

gecelerim paçavraya dönmüş bir yürek.

gecelerim sana bakmak,ellerimle bedeninin her kıvrımını izlemek,

yüzünü bulup okşamak istediğimi biliyor.

gecelerim,senin yokluğundan dolayı soluğumu kesiyor.

gecelerim seni çağırmak istiyor ama sesleri çıkmıyor.

yine de seni seni çağırmak,sana kavuşmak,

bir an için sana sarılmak ve katleden zamanı unutmak istiyor gecelerim.

bedenim anlamıyor.

tıpkı benim gibi bedenimin de sana ihtiyacı var,belki de onunla ben biriz.

gecelerim,teni hissetmeye kadar kazınıyor,

sonunda duygu maddesel tözden arınarak daha güçlü,daha keskin bir hale geliyor.

gecelerim beni aşkla tutuşturuyor.



saat dört buçuk.

gecelerim beni tüketiyor.

senin eksikliğini çektiğimi biliyorum ve gecenin tüm karanlığı bu gerçekliği saklamaya yetmiyor.

bu gerçek,karanlıkta bir bıçak gibi parlıyor.

gecelerim sana uçabilmek,uykudan seni sarıp,sarmalayıp bana getirebilmek için

kanatları olsun istiyor.

uykunda,yanıbaşında olduğumu hissedeceksin ve kolların sen uyanmadan beni saracak.

gecelerim öğüt vermiyor.

gecelerim uyanık görülen bir düş gibi seni düşünüyor.

gecelerim üzülüyor ve yolunu yitiriyor.

gecelerim yalnızlığımı,tüm yalnızlıklarımı artırıyor.

sessizliği,ancak benim içimdeki sesleri duyuyor.

gecelerim uzun,uzun upuzun.

gecelerim günün hiç doğmamasından korkuyor;

ama aynı zamanda günün doğmasından da ürküyor gecelerim,

çünkü gün,her saatin iki saatmiş gibi uzun olduğu ve

sen olmadığın için tam anlamıyla yaşanmayan yapay bir gün.

gecelerim,gündüzlerimin de gecelerime benzeyip benzemediğini düşünüyor.

böylece günden neden korktuğumu anlayabilecek gecelerim.

gecelerim beni giydirmek ve gidip erkeğimi getirmem için beni dışarı itmek istiyor.

ama gecelerim her tür deliliğin yasak olduğunu ve düzensizlik yarattığını biliyor.

gecelerim nelerin yasak olmadığını düşünüyor.

onlarla bütünleşmenin yasak olmadığını biliyor,

ama bir bedenin umutsuzlukla birlikte kendisiyle bütünleşmesinden sıkılıyor.

çünkü beden,hiçle birleşmek için yaratılmamıştır.

gecelerim seni tüm derinlikleriye seviyor ve

benim derinliğimin yankısını taşıyor.

gecelerim düşsel yankılarla besleniyor.

gecelerim bunu yapabiliyor.

bense başaramıyorum.

gecelerim beni gözlüyor.

bakışları düzgün ve herşeyini içine doğru akıyor.

gecelerim,sevgiyle senin de içine akabilmek için burada olmanı istiyor.

gecelerim seni umut ediyor.

bedenim seni bekliyor.

gecelerim,senin ve benim hazza eriştiğimizi görmek için röntgencilik yapmak istiyor,

seni ve beni zevkten titrerken görmek istiyor.

gecelerim gözlerimizi görmek ve zevk dolu gözlerimize sahip olmak istiyor.

gecelerim her sarsıntıyı ellerinde tutmak istiyor.

gecelerim sessizce senin yokluğunda inliyor.

gecelerim uzun,uzun upuzun.

aklını yitiriyor ama senin görüntünü benden uzaklaştıramıyor,

arzumu yok edemiyor.

senin burada olmamandan dolayı ölüyor ve beni öldürüyor gecelerim.

gecelerim sürekli seni arıyor.

bedenim birkaç sokağın ya da adi bir coğrafyanın bizi ayırdığını anlayamıyor.

bedenim,geceni ortasında senin gölgeni görmemekten dolayı acıdan çıldırıyor.

bedenim uykunda sana sarılmak istiyor.

bedenim gece uyumak ve karanlıkta senin öpüşünle uyanmak istiyor.

gecelerim,bugün bundan daha güzel ve daha zalim bir düş tanımıyor.

gecelerim haykırıyor ve yelkenlerini yırtıyor,

gecelerim kendi öz sessizliğine çarpıyor,

ama senin bedenine ulaşamıyor.

eksikliğini öyle hissediyorum ki!

sözcüklerinin,renginin eksikliğini.



birazdan gün doğacak."




uzaktaki diego'ya mektup,

mexico city,

12 eylül 1939.


----------------------------------------


BİR DİĞER MEKTUP:




Frida Kahlo’dan Diego Rivera’ya…

23 temmuz 1935


(Şimdi biliyorum ki) bütün bu mektuplar,kızlarla ilişkiler,bana ingilizce! öğretmenleri, çingene modeller,”iyi niyetli” asistanlar,’ ‘uzaklardan gelen tam yetkili elçiler” yalnızca birer flört ve aslında sen ve ben birbirimizi çok seviyoruz ve bu yüzden sayısız serüven yaşıyoruz, kapıları çarpıyoruz, lanetler okuyoruz, hakaretler ediyoruz; bütün bunlara karşın birbirimizi daima seveceğiz…

Bütün bunlar, birlikte yaşadığımız yedi yıl boyunca sürekli tekrarlandı, yaşadığım bütün öfke nöbetleri sadece, sonunda seni canımdan çok sevdiğimi anlamama hizmet etti; yine anladım ki, beni aynı ölçüde sevmesen bile, bir şekilde seviyorsun. Ö yle değil mi?…
Daima bunun sürmesi umudunu taşıyacağım, bu bana yeter…

6 Temmuz 2010 Salı

Sahip miyiz gerçek bir dosta?

Terentius, "Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim" demiş, yitirdiği bir dostunun ardından.

Nasıl bir insandan bahseder Terentius?

Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir yitirilen? Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır? Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren?

Nedenlerini merak etse de, göz yaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükunetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz?

Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mı dostum deriz?

Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese "Kulaklarına inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost?

Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildigimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa?

Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar?

Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz?

Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi saşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz?

Aristo haklı mıdır; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır" derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yaşını mı tutmaktadır?

Paylaştığı her şeye ölüm de mi dahildir?

Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir?

Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta?

Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda?

Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı kendimizden?

Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz?

İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için...
"Can DÜNDAR"

4 Temmuz 2010 Pazar

AŞK !!!!

Söz Meclisten Dışarı!
Bu Aşk Dediğimiz Hissiyat
Ne Bir Dudaktır His Veren
Ne Bir Ten'dir Şehvetin Doruklarına Çıkaran..
Bu Aşk Dediğimiz
......Göz ile Gözün Sevişmesidir

Mevsimlerden Baharı Yaşarcasına..

Aşık Olun İnsanlar..

Şiddetle Tavsiye Ediyorum
Ama Şu Cümleyi Kuranlara Aşk Olun..

"Dudak İstemem Sevişmeye, Ağladığın Yerlerinden Öpmek İsterim Seni" diyene..

Erdem..

PAPATYA KESİĞİ


Sakladığım kocaman bir ustura kesiğisin göğsümde
Boydan boya
Oysa insanlara durmadan
Elimdeki küçük yaradan bahsediyorum:
Gelen sensin sanıp,
Sehpaya vurduğum
Koşarken çalan kapıya.
Gözlerimi gözlerinin içine dikip:
''_Bahçedeki gülleri budarken oldu.'' diyorum!
Bilirsin ben gül sevmem!
Ama;
Acımı bile kıskanıyorum
Öznesi sen olunca
Paylaşmıyorum.
İçinde sen geçen yaranın kanı yere düşse:
Toprak, düşmanım!
Şimdi,
N'olur bana cesaretini ödünç ver;
Ben, benimkinin tümünü seni sevmek için harcadım.
Ya da ne bileyim; düşlerini anlat bana,
Yokluğuna kefaret düşlerini
Ben, benimkilerin tümünü
Sana kavuşacağım o geceye
Tuzlayıp,
Sarıp
Sarmaladım/

Mete T.