BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

11 Temmuz 2010 Pazar

Yine öyle bir akşamüstü saati işte...
Ben yine olay yerindeyim
Hergün yüzlerce kelimeyi katlettiğim, kanattığım yerde...

Aklımın odalarında parmak ucunda yürüyorum
Elimde yine cinayet aletim, kalemim...
Az önce bir "seni seviyorum"un önünden geçtim
Bilekleri kesikler içinde, intihar müptelası bir "seni seviyorum"un...
Bütün kelimeler yardım için sağa sola koşuştururken
bir kapının eşiğinden bakıp kıs kıs gülen "ben de seni"yi gördüm...
Neye güldüğünü sordum merakla, "seni seviyorum"a dedi...
Kan beynime sıçramıştı, yakasına yapıştığım gibi göz göze geldik, irkildim !

O gerçek "seni seviyorum" değil dedi, şaşırdım...
O, ben yokum diye intihar eden "ben de seni"ye muhtaç
"seni seviyorum" kılığındaki "pazarlıkçı aşk(!)" dedi
İnanmak istemiyordum, omzuma dokundu ve -izle- dedi...
Kelimelerin arasından sıyrıla sıyrıla "pazarlıkçı aşk(!)" olduğunu söylediği
ölmek üzere olan zavallı "seni seviyorum"un yanına gitti...
Nefesimi tutmuş, olacakları bekliyordum...
ve tam da o anda hiç beklemediğim bir şey oldu;
"ben de seni"nin -ben geldim- demesiyle
az önce bilekleri kesikler içerisinde can çekişen "seni seviyorum"
şey pardon "pazarlıkçı aşk(!)" sanki hiçbir şeyi yokmuşçasına zımba gibi ayağa kalktı...
"ben de seni"yi öpücüklere boğuyor ve gülücükler saçıyordu
Bileklerinin kesiği iyileşmiş, ölmeye de hiç niyeti yoktu...

Yaşadığım hayal kırıklığıyla kelimelerin arasında çöktüm kaldım...
Bunca yıldır "seni seviyorum" olarak tanıdığımın
aslında "pazarlıkçı aşk(!)" olduğunu öğrenmek beni yıkmıştı...
Kafamı kaldırdığımda sarmaş dolaş bir şekilde uzaklaşan
"ben de seni" ile "pazarlıkçı aşk(!)" ı gördüm...

Artık tükenmek üzere olan gücümü toplayıp bir nefeste seslendim :

--- Heyyy "ben de seni" ! peki ya "seni seviyorum"u nerede bulabilirim söyler misin ?
** Yanlış yerde arıyorsun evlat, burada bir ömür bulamazsın,
Aklından milyonlarca kelime geçer ama yüreğinde tek bir kelime ikamet eder...

ONU BULMAK İSTİYORSAN, AKLININ ODALARINI KİLİTLE,
"SENİ SEVİYORUM" YÜREĞİNİN FAKİRHANESİNDE...!

// K.N

Yine öyle bir akşamüstü saati işte...
Ben yine olay yerindeyim
Hergün yüzlerce kelimeyi katlettiğim, kanattığım yerde...

Aklımın odalarında parmak ucunda yürüyorum
Elimde yine cinayet aletim, kalemim...
Az önce bir "seni seviyorum"un önünden geçtim
Bilekleri kesikler içinde, intihar müptelası bir "seni seviyorum"un...
Bütün kelimeler yardım için sağa sola koşuştururken
bir kapının eşiğinden bakıp kıs kıs gülen "ben de seni"yi gördüm...
Neye güldüğünü sordum merakla, "seni seviyorum"a dedi...
Kan beynime sıçramıştı, yakasına yapıştığım gibi göz göze geldik, irkildim !

O gerçek "seni seviyorum" değil dedi, şaşırdım...
O, ben yokum diye intihar eden "ben de seni"ye muhtaç
"seni seviyorum" kılığındaki "pazarlıkçı aşk(!)" dedi
İnanmak istemiyordum, omzuma dokundu ve -izle- dedi...
Kelimelerin arasından sıyrıla sıyrıla "pazarlıkçı aşk(!)" olduğunu söylediği
ölmek üzere olan zavallı "seni seviyorum"un yanına gitti...
Nefesimi tutmuş, olacakları bekliyordum...
ve tam da o anda hiç beklemediğim bir şey oldu;
"ben de seni"nin -ben geldim- demesiyle
az önce bilekleri kesikler içerisinde can çekişen "seni seviyorum"
şey pardon "pazarlıkçı aşk(!)" sanki hiçbir şeyi yokmuşçasına zımba gibi ayağa kalktı...
"ben de seni"yi öpücüklere boğuyor ve gülücükler saçıyordu
Bileklerinin kesiği iyileşmiş, ölmeye de hiç niyeti yoktu...

Yaşadığım hayal kırıklığıyla kelimelerin arasında çöktüm kaldım...
Bunca yıldır "seni seviyorum" olarak tanıdığımın
aslında "pazarlıkçı aşk(!)" olduğunu öğrenmek beni yıkmıştı...
Kafamı kaldırdığımda sarmaş dolaş bir şekilde uzaklaşan
"ben de seni" ile "pazarlıkçı aşk(!)" ı gördüm...

Artık tükenmek üzere olan gücümü toplayıp bir nefeste seslendim :

--- Heyyy "ben de seni" ! peki ya "seni seviyorum"u nerede bulabilirim söyler misin ?
** Yanlış yerde arıyorsun evlat, burada bir ömür bulamazsın,
Aklından milyonlarca kelime geçer ama yüreğinde tek bir kelime ikamet eder...

ONU BULMAK İSTİYORSAN, AKLININ ODALARINI KİLİTLE,
"SENİ SEVİYORUM" YÜREĞİNİN FAKİRHANESİNDE...!

// K.N

Bir geceyi uğurlamak, karşılamaktır da bir sabahı
Bir sabah vakti sessizliğinde, seviyorum seni...
Ağlamanın eşiğinde, nemli bir çift göz gibi burada hava
Daha bir özlüyorum seni böyle zamanlarda...
Damla damla özlerken seni,
Bulutlara ağlayan meleklerin eşlik etmesiyle,
Boran olup çağlıyorum, senin yoluna...
Kapalı havalarda dizlerim değil ama
yüreğim sızlar benim hep
Seni merak ederim en çok, nasıl olduğunu...
Hiç istemedim yağmurlu bir güne uyanmanı,
dedim ya dizleri sızlamaz aşık olanın,
romatizması yüreğindedir, sevdiğinden uzakta...
Ve bu sabah yüreğim dayanılmaz derecede sızlıyor
Bulutların ardı karanlık, melekler de görünmüyor...
Gözlerim de nemlendi, biraz sağanak olacak sanırım...
Az önce kapıya çıktım, şöyle bir bakınayım diye
Gözyaşı sağanağı arasında kirpiklerin uçuşuyor kapının önünde
ne o, gözlerine sonbahar mı geldi sevgilim ?
Seni çok özledim,
Dur ! Ne olur ağlama,
yüreğim çok sızlıyor...


// K.N


Sevdiğim masallara ihanetti seni sevmek,
ya da sana ihanetti, masallara inanmak...
Bu gece ya seni öldüreceğim, ya annemi
Bir yalancı var hayatımda !
Uyuyan güzel sandım önce seni
öyle masum uyuyordun ki, kıyamadım uyandırmaya...
Oysa uyanmamalıydın ben öpene kadar
ben öpmeye kıyamadım, ama sen uyandın...

Sonra Rapunzel'e yordum saçlarının güzelliğini
yanına gelmem için uzatıyorsun sandım saçlarını
ve tutundum, hayata tutunur gibi...
Nereden bilirdim bir nefes kala sana,
saçlarını kökünden keseceğini...

Sonra Külkedisi'ydin kalbimdeki kıyafet balosunda
"La vie en Rose" çalsın istedim, pistin tam ortasında
Ölüme beş kala son dans olacaktı bu, oldu da !
Saat 00:00'ı vurdu
ve akrep, yelkovanla bir olup, on iki yerimden vurdu beni...
Geriye senin camdan ayakkabın değil,
benim paramparça yerlere saçılan camdan kalbim kaldı...
Şimdi seviniyorsundur seni bulamayacağım diye
Bilmiyorsun ki; bütün düşlerimde ayak izlerin var !
Kanlı ayak izlerin varken, senin camdan ayakkabını im arar ?

Şimdi önümde iki idam fermanı var,
biri annemin, diğeri senin...
Ve ben hükmümü verdim, annemi mutlu masallarda yaşatacağım...
Mührümü senin fermanına vuruyorum sevgilim...
Şimdi seç bakalım masal katili kadın;
Bir uyuyan güzel olup, uyku haplarıyla mı,
Rapunzel olup kestiğin saçlarında asılmayı mı,
yoksa Külkedisi olup camdan bir giyotinle başının vurulması mı ?
Ama HAYIR !
Bütün masal katillerine ibret olmalı senin ölümün,
seni bir cümlede öldüreceğim...

Bir varmış, hiç yokmuş
Zamanın "hiç'inde" bir kadın düşlere hapsolmuş !!!

K.N

AŞK MEKTUPLARI : Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye


31 aralık 1851

Bütün bu karanlık ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz,Juliette’im.Sevgi istedim getirdiniz, sağ olun!Gizlendiğim yerlerde ,sürekli tehlikede beklemekle geçen gecelerin sonunda, kapımda parmaklarınızda titreyen anahtarın sesini duyduğumda,kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu! Çatışmalara ara verildiğinde yanı başımda olduğunuz o korkunç, ama müthiş tatlı saatleri asla unutmamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski eşyayı, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz soğuk tavuğu yaşamımız boyunca unutmayalım; tatlı onuşmalarımızı, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım. Beni sakin ve dingin gördüğünüze şaşırmıştınız.Bu sakinlik ve dinginlik nereden geliyor, biliyor musunuz?
Sizden…..

AŞK MEKTUPLARI : Franz Kafka’dan Milena Jesenska’ya




1922 dolayları

Hayır Milena,size yazmam için bir başka olanak daha yaratmanızı sizden bir kez daha rica ediyorum. Postaneye boşuna gitmemelisiniz, o küçük postacınız bile-kimdir o?- gitmemeli, hatta postacı kadına bile boş yere mektup sormamalısınız. Başka hiçbir olanak bulamıyorsanız duruma dayanmak zorundasınız, ama hiç değilse biraz çaba harcayın, yazmam için olanak yaratın.
Dün gece düşümde sizi gördüm. Ayrıntıları anımsayamıyorum, bildiğim tek şey birbirimizin içinde eriyip ağladığımız.Ben sizdim,sizse ben.Sonunda nasıl olduysa alev aldınız. Ateşin kumaşla söndürüleceği aklıma geldi, eski bir ceket alıp üzerinize vurmaya başladım. Ama bu kez görünümünüzde değişmeye başladı, değişti, değişti, sonunda artık görünmez oldunuz, bu kez ben yanıyordum, ceketle alevleri döven de bendim. Ama dövmemin bir yararı olmadı ve bu tür şeylerin yangını söndüremeyeceğine ilişkin eski korkumu doğruladı.
Bu arada itfaiyeciler geldi ve nasıl olduysa sizi kurtardılar. Ama eskisinden farklıydınız, hayalet gibiydiniz, karanlığa tebeşirle çizilmiş çizgilerden oluşuyordunuz sanki, sonra kollarıma yığıldınız, ölmüştünüz yada belki kurtarılmış olmanın verdiği sevinçten bayılmıştınız. Ama burada da şekil değiştirmenin belirsizliği devreye girdi,belkide birinin kollarına yığılan bendim…

AŞK MEKTUPLARI : Abélard & Héloise



Asağıdaki satırlar Fransız tarihinin en dramatik askının kahramanları şair, filozof Abélard ile ögrencisi Héloise’in birbirlerine yazdıklari mektuplardan alıntılanmıştır. 1079 yılında Nantes yakınlarında doğan Abélard gençliğinde felsefe ile ilgilenir. Eğitimini sürdürmek için Paris’e gider, dinbilim dersleri alir ve konusmalari ile Paris’i adeta fetheder. 37 yaşında iken 12. Yüzyılın sıradışı kadınlarından; egitimli ve güzel, Héloise ile tanışır. Héloise o sırada 15 yaşındadır. Felsefe eğitimi ile baslayan bu tanışıklık tutkulu bir aşka dönüşür ve Héloise 1118′de bir erkek çocuk doğurur. Gizlice evlenirler. Héloise evliligin Abélard’in filozof kisiligi ile bagdasmayacağını düsünmektedir. Héloise’in dayısı Fulbert gayrimesru çocuk dogurdugu gerekçesi ile çifte karşı son derece acımasız eleştirilerde bulunur ve onlari taciz eder. Abélard karısını Fulbert’ten korumak için bir manastıra gönderir. Karısını korusada, kendisini koruyamaz.
Fulbert bir iddiaya göre kendi elleri ile Abélard’i hadim eder. Abélard’in tüm eserleri mahkeme kararı ile yakılır. Abélard rahip, Héloise rahibe olmustur. Bir gün Héloise’in eline bir mektup geçer :


“Elin. elin degmis bu mektuba “satırı ile baslayan mektupla Abélard’a cevap yazar… Gerçekte 7 mektuptan oluşan bu aşkın öyküsünü Ronald Duncan oyunlastırır.


ABÉLARD VE HÉLOISE


Elin. . . elin degmis bu mektuba.
Tesekkür ederim; bana yazmamissin ama.
Asik oldugum elin. O aska susamisim.
Hakkim var o elin yazdigi mektubu açmaya.
………..

Çünkü askim ölümüm oldu benim.
Sairlik taslamiyorum.
Gerçek bu: Sen olmayan her sey için ölüyüm ben.
Her gün seni unutacagim diye yeminler ediyorum,
Sonra seni düsünürken kendime yakalanıyorum.
Zaaflarima kızıp köpürüyorum,
Sonra iyi ki zayıfım diye sükürler ediyorum.
* * *

Inkar etme beni, kendini, ya da bizi.
Yaz bana, gizli düsüncelerini ögreneyim.
Kıskanmaya gücün varsa,
Tek rakibin, öptügüm mektuplari kiskan.
Küçücük bir kus gibiyim.
Havam sensin es üstüme.
Küçücük bir balik gibiyim.
Suyum sensin ak üstüme.
Suskunlugun çöl olur bana.
Suskunlugunda bogulurum.
* * *

Tanrım! Nasil da gıpta ediyorum,
Sevgisi bizim gibi olmayanlarin mutluluguna.
Nasil da ugrastim kendimce sana kara çalmaya.
Aklimdan tüm kusurlarini tekrarladim durdum.
Bu da ise yaramadi.
Hatalarinda da sen vardin.
Onlari hatirlarken erdemlerin geliyordu aklima.
Filozof dedigin, lafin tek gerçeginin yine laf oldugunu iyi bilir.
Edebiyatin en iyisi bile küçücük bir yaprak kadar hayat dolu degildir.
* * *

Bu satirlari yazarak beni inciten elinden nefret ediyorum simdi.
En tembel adam bile bir tohum ekebilir,
Marifet bakmakta ektigin tohuma.
Baskalarinin maliysak eger tutkunun araci oluruz da,
Asla dillendiremeyiz onu.
Köpege tasma takmasan da,
Sadakati baglar onu sana.
Bilirsin ki isteyerek kalmaktadir yaninda.
Iste ben bu özgürlügü istiyordum…