Seni diğerlerinden ayıran mesafenin uzunluğunu onlara katılarak göreceksin.
Ben sana ne verdiğimi biliyorum. Ama senin ne aldığını bilmiyorum.
Bana bir kapı açılır. İçeri girerim; yüzlerce kapalı kapıyla karşı karşıya kalırım.
Fakirliğim tam değil; benden yoksun.
Kendi ekmeğinden bir cennet yapan, açlığının bir cehennemini yapıyordur.
Seni daha fazla bekleyebilirim. Çünkü geldin.
Çocuk oyuncağını gösterir, yetişkin saklar.
Kendi komedyama başladığımda tek oyuncusuydum. Sonuna geldiğimde ise tek seyircisiyim.
Sadece birkaç kişi hiçliğe varabilir. Çünkü ona giden yol uzundur.
Kim gerçeği söylüyorsa hemen hemen hiçbir şey söylemiyordur.
Her oyuncağın bozulmaya (kırılmaya) hakkı vardır.
Sırf aradığım şeyin adını bildikleri için aradığım şeyin ne olduğunu bildiklerini sanıyorlar.
Açık gözlerle görmüş olan yine görebilir. Ama bu kez kapalı gözlerle.
Gözyaşı ırmağını görmüyorsun, çünkü senin gözyaşından yoksun.
Benim için “benim..” dediklerinde hiç kimse olurum.
Bir şeyin erdemi o şeyden gelmez: Ona gider.
Kendimin ‘Ben’i benden çok çok uzaklara gitti. Artık o benim en uzak ‘sen’idir.
Ellerimi bir zamanlar sahip olduklarım hatırına boş tutuyorum.
Güneş geceyi aydınlatır, onu ışığa dönüştürmez.
Her şey aynılaşıyor.Ve her şey böyle bitiyor: Aynılaşarak.
Ayrılığın korkusudur hepimizi birleştiren.
Uzaklardan başka bir şey yok yakınımda.
Antonio Porchia
Çev: Behlül Dündar
12 Aralık 2009 Cumartesi
Sesler den Seçmeler
11 Aralık 2009 Cuma
Beceriksiz
Kabuğunu koparmadan
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna
Şair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her şiire konmalı mı uyak
her yere nedense
konamıyor teyyare
hay dilimi
arı türkçe soksun; uçak
Kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
İstanbul'un hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara
Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve Kız Kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı
Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem
sunay Akın
G.i.d.e.r.k.e.n
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur
sunay Akın
10 Aralık 2009 Perşembe
Gece Gündüz
Nerde, sözcüklerin içinde mi oturur tanrı?
Düşerken dünyayı acıtan bir yanı var,
Ondan sözcükler bunca üzgün, kıvamlı.
Bakıyorum bir pıhtı, bir seccade sadece,
Ondan duaları susuyorum günde beş vakit,
Cebimden düşen bir tanrıyı suluyorum!
Aslında ne suyum, ne ağacım yeteri kadar,
Ne taşım, ne insanım, ne de gökyüzü.
İstesem ben de sorardım sarı çiçeğe,
Çıplaklığım sizin için ciddi bir engebe.
Yalnızım, bir suyun sesini duyuyorum,
Ne taşım, ne insanım yeteri kadar.
Ondan, gece gündüz içimde,
Ondan, ondan işte bu yeşeren endişe.
Altay Öktem
(yasakmeyve ekim05)(büyülü bahçe)
Gece Gündüz
Nerde, içinde mi oturur sözcüklerin,
Cebimde gezdirirken düşürdüğüm tanrı?
Ondan etekleri kaldırıp bakıyorum.
Bakıyorum bir leke, bir çalgı sadece!
Ondan çalgılar çalıyorum gece gündüz
Bakıyorum, ne yeteri kadar ağacım,
Ne çakılım, ne insanım yeteri kadar.
Türlü giysilerle çıplağım, üşüyorum.
Bakıyorum yalnızım, bir türkü sadece!
Ondan, ondan işte bu türkü gece gündüz.
Oktay Rifat
Amnezifobi
...
Ben seni cehennemin kanyak niyetine içildiği yerde bekliyorum
İnecek kıyametse varsın insin
Biz göğsümüzde çelik döveriz her gece
Cennetse bir sirk dolusu hayvan konvoyu
Varsın ayakta yaksınlar
Tek lanet inmez dilimden aşağı
Öyle ya
Biraz küçük kesmeli nefret sütünden aşkı
...
Nur İpek Önder
(Karakalem May-Haz 09)
