BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

4 Şubat 2010 Perşembe

Veryansın

incir dalını emer süt kokar ağzı burnu
yavrusunu yer balık bilmez bile burç olduğunu
ve kimseye havlayamaz soytarının köpeği
mermi
yeni kesilmiş et gibi
seğirtir cana doğru.

toprak uzakta kaldı elif artık cüzlerde
ve koçun kanı
dönüp duruyor mersedesin tekerleğinde
yazık, her şeyi hapsettiler, ırmakları kartpostala
oysa rüzgarı bilirdim ben, kemirgen denince
ve burada vapurlarımız bile benziyor bize
karaköyde yediğini kusuyor üsküdarda
ne sıkıcı, sabahlıyor her gün kocamış bir halatla.

oysa taptaze gelir gün, üstünde sabahlığı
ne güzeldir o senin serin suların
ama nafile
tan vaktiyle
bize nikah düşmez artık, çünkü unuttuk
nur içinde yatmayı hem aşk içinde
oysa evvel zaman içinde
kar olmayı düşlerdik dağlara yar olmayı
ve bilirdik:
mezarlıklardır saatlerin midesi
erkeğe güven verir bir közü karıştırmak
yaşamak... yamacındaki şehri
aş eren dağ gibi.

İbrahim Tenekeci

Ulu -orta

I

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı bir asker miyim neyim
ekleyip duruyorum sabahları akşamlara
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.

sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.


II

kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah, unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.

sorma,
üstü açık araba
dünya dediğin.


III

kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe, benim için dua et:
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr şükrü öncüoğlu’ndan üç ayda bir reçete.

sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.


IV

acıyan bir şeyim ben buradan çok uzaklarda,
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
siliniyor her şey, hatta uçurtma
takılıp kalıyor göğe.


V

yakar top oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler, dağları biçen
yolundaydı her şey ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.

sorma,
kaldım altında
devirince kitabı.


VI

şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçük odadan
acımı duy, sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.

sorma
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim Tenekeci

Olmayan

ipeğin dili olsa anlatsa beni.

desem değilim, ağır misafir

serinlik taşıyorum yol ustasına

şükürler olsun diyorum, dinlenmiş olarak

uyanmadım hiçbir sabah, bu bana

bir sır verdi, orta yerde saklanan

bir sır, kendine sahip çıkan.



nereye bakıyorsun, orası yok ki.

elma bahçeleri, eski insanlar

duruyor dünde, bir şey diyecek gibi

çiçeği burnunda bir demet nergis

gibi duruyor, şaşırmış sanki.



herkes yattıktan sonra, ben ona

sesli düşünür orman, kuş sesleri vs

yoktur orada türkçesi bozuk olan,

diye anlatıyorum, artık olmayan

gücenmiş güzelliği, o kutlu ikindiyi

hak geçmesin diye durduğum zaman.





(Giderken Söylenmiştir’den)



İbrahim Tenekeci

Özet Görüntüler

herkesin uzağında, o ışıksız evlerde

kapı altından giren soğuk gibisin,

birden bire basar gibi boşluğa

kar üstünde yürümek zordur, bilirsin



çünkü onun altında sevgili yatar

gecikmiş özürler, silinmiş patikalar.



dibe vuran şeylerin anlaşılmaz görkemi

annesiz girilmeyen yerlerin cazibesi,

herkesin korunduğu bu limonlukta

ey ölüm, ey yoksulların neşesi



ahşap bir dünyanın herhangi bir köşesinde

kim direnebilir bir bandonun ritmine.



bir incirkuşunun olanca titizliği

merhamete dönüşüyor her şeyi bağışlayan

kadınları düşünün geçimsiz kocaları

ne kalır geriye bir okul çıkışından



merakımı bağışlayan tertemiz bir türkü mü

yaz gibi şımartan, her öptüğünü.



eski fotoğrafların arka bahçelerinde

bir kamyon yanaşıyor bir çığlığın içine

umrumda değil artık tahlil sonuçları

tarlalar, bozkırlar, briket harmanları...

İbrahim Tenekeci

1 Şubat 2010 Pazartesi

Taş Parçaları

ey hayat dedikleri büyük kusur.
ey kimselere değişmediğim
ayrılığın neden bunca ağır?

hani adalet?
bir kasımdan öteki kasıma
bir yanım kör bir yanım sağır
...

dünya ne ki sevgilim?
benim sana yaptığım kubbe yanında.

düşsün, olsun, bırak,
içinde yıldızlar patlıyor.
kolaydır inanmak kadar inanmamak da.

ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda
her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
yoluna baş koymak diyoruz
biz barbarlar buna.

...

Sözde kalır sevgilim
Sözde kalır bütün sözler
Aşk çünkü, aşk çünkü kendine
Bir yol, bir ideoloji ister.

Bilirim, çöl rüzgarında çalıdır bazı yaşlar.
Sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
Bir tarihe başlayacaksın, orası işte
Benim tarihimle başlar.

Ve say, geriye doğru,
tek tek
Sende kalsın şimdi al bu taşlar.

...

ben başka bir şey olmak istemem
istemedim başka şey.

sabırla sevgilim sabırla
acılarımız eşitlensin bu şehirde
diye diye.

bu şehirde etten geçip kalbe erişene dek sabırla. tek, sabırla.

kaç kişi var bu şehirde ruhunu sana kubbe, etmiş?

büyük keder içerirmiş, gördüm, anladım
etten geçip aşka varanın sevgisi.
bunun yanında sevgilim unun yanında etin ihaneti,
kısaca
hiçbir şeydir.

şimdi bir masaldan bir peri
sessizce dinlesin beni,

alsın yorgun başımı
alsın cümlemi usulca kalbine koysun.

benim cümle taşıyacak halim yok.

...

en acısını sevgilim
en acısını tadayım istedin:

en acısı buydu.

omurgamı aldın benim.
omurgamı aldın.
omurgamı aldın.
omurgamı.

niye?

...

gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
bilemem,
belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.

beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.

ah benim sesimle
söylesem de, inanmazlar
benzemiyor çünkü bir dile.

döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
döndüğüm bu sema sensin. döndüğüm.

sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin.

onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.

titreme daha fazla kalbim.

bağışla kendini artık onu da ,
bırak gitsin.

o senin en ezel gününden kaderin
sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.

...

bir masal bir taş ağırlığında olabilir mi?
olurmuş meğer.

birlikte bir masala inanmak istedim
ben seninle,sadece bu.
sen beni tek
tek
bıraktın.

benim artık taş taşıyacak,
taş kaldıracak, taş atacak
halim mi var!

...


Birhan Keskin

30 Ocak 2010 Cumartesi

Kırkı Çıkmamış Sevdamıza Şiir

paylaşılan mutluluğu severim
engin denizler kadar güzeldir o



I
bana ait olmayan cesetleriyaktım bütün gece
küllerini savurdum dans ettim
ay kaydı yıldızlar gülüştü pervasızca
ve saçlarımdan bir demet düştü suya
aldım öptüm gözbebeklerinden
cazibesini yitirmiş bir kadındın sen
seni ben güzel yaptım

II
davudi bir sesim vardı sonra kayboldu
yıldızların üzerine çığ düştü ve ellerim
damıttı ellerini-utandın-demek ki biliyorsun
ah,tarihsiz duyguların ilk resmini bulutlara çizilen
gözlerine çiy düşmüştü üşümüştün
aldım ısıttım seni

III
ben uzaktan severim
seni de öyle sevdim
bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza
kuş kanadı bir tutam
bıraktık korkularımızı
uçtuk gittik

İbrahim Tenekeci

Üzülmedim Diyemem


I

ey aşk, yaptığını beğendin mi:

yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen

ters yakılan sigara, hemencecik söndürülen-

yoksulluk ile vakit geçer mi…





uyanmış kalmışım, nasıl bir şey bu

toprağa baktım, yerinde yoktu;

şiirden aşağıya attım kendimi

düşerken düşündüm, ölmesem mi.



anlatıyorum, hiç konuşmadan,

buğdayın içini dökmesi gibi…



II

bugün dalgınım, dün de dalgındım

aç bile değildim aynaya bakmasaydım

dünden kalmış yemekleri yerken ki gönülsüzlük

gibi burdayım…



burayı sevmiyorum, bahsetmişimdir.

unufak olmak iyidir olmamaktan

hiç böyle demedim, yarabbim bilir

bu bozuk güzellik, kalbimi yoran…



bir sandalye çektim zor günlerin altına

ah ama,



kimse yüz vermiyor bana, sandalye bile

beni çağırıyor, yarım kalan ne varsa

bana düşüyor, her yağmur tanesini

suya götürmek, o serin ırmaklara



öyle ya



bir almanı herkes tanır, miğferi varsa

moskofu da tanırlar, yatıp uyumamışsa

bunları şunun için anıyorum burada

kim tanır beni, şaşkınlığım olmasa



bağırıp duruyorum denizin ortasında,

su buradan ne kadar uzakta…



İbrahim Tenekeci

(Kırklar, 9)